Posts Tagged 'Peygamberler'

besmele1~ Peygamber aleyhisselâm ile beraber yemek etrafında hazır olduğumuz vakit.. Allah’ın Resulü başlamadan önce ellerimizi yemeğe uzatmazdık. Bir defa Resulüllah aleyhisselâm ile beraber yemek etrafında toplanmıştık.

 

Bir cariye, biri tarafından itilircesine gelip elini yemeğe uzatınca, Peygamber aleyhisselâm cariyenin elini tutup onu durdurdu. Ondan sonra bir Arâbî de aynı şekilde itilircesine geldi. Allah’ın Resulü bununda elinden tutup yemeğe başlamasına mani oldu ve şöyle buyurdu:

— Muhakkak ki şeytan, Allah’ın ismi anılmamak, yani besmele çekilmemek suretiyle yemeği kendisine helâl kılmaya gayret eder. Bu sebeple bu cariyeyi getirdi ve besmele çektirmeden yemeğe başlatarak, bunun vasıtasıyla yemeği kendisine helâl kılmak istedi. Bunun için cariyenin elinden tutup yemeğe başlamasını önledim. Sonra, aynı sebeple şu ârâbiyi getirdi. Onun da elinden tutup yemeğe başlamasına mani oldum. Hayatımı kudreti ile tutan Allah’a yemin ederim ki, cariyenin eli ile birlikte şeytanın da eli elimde idi.

(Müslim, Ebû Davud, Neseî)
Hazreti Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor:

Resülullah aleyhisselâm sahabîlerinden altı kişi ile beraber yemek yiyordu. Bu arada bu ârâbî geldi ve iki lokma yedi. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm:

— Eğer şu ârâbî besmele ile yemiş olsaydı yemek hepinize yeterdi, buyurdular.

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

bayan_sac_modeli_364Kur’an-ı Kerimin açık ifadesiyle ilk insan Hz. Adem’dir. Cenab-ı Hak onu yaratırken toprak unsurunu tercih etmiş, ondan yaratmış, daha sonra da ruh vermiştir. İlahi hikmet, hem Hz. Adem’e bir can yoldaşı olması hem de insan nevinin üreyip çoğalması için Havva validemizi yaratmıştır.

Nisa Sûresinin 1. ayet-i kerimesinde bu yaratılış, “O insandan eşini vücuda getirdi” mealindeki cümlesiyle ifade edilir.

Meşhur tefsirlerde bu ayet açıklanırken şöyle denilir: Cenab-ı Hak, Havva’yı Hz. Adem’in sol kaburga kemiğinden yarattı. O sırada Hz. Adem’i hafif bir uyku tuttu. Bir müddet sonra uyandığında Hz. Havva’yı gördü. İlk anda şaşırdı, sonra çok sevindi. Kalbi hemen ona ısındı ve aralarında bir ünsiyet ve ülfet meydana geldi.

Bu mesele hadis-i şeriflerde açıkça beyan edilir. Bu hususta rivayet edilen iki hadis-i şerifin meali şöyledir:

Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor. Resul-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuşlardır: “Kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. O, memnun olacağın bir tarzda dosdoğru devam edemez. Eğer ondan faydalanmak istiyorsan bu eğri haliyle birlikte faydalanırsın. Tam arzuna göre düzeltmeye kalkarsan onu kırarsın. Onun kırılması da boşanmasıdır.”

Hz. Ebû Hüreyre’nin başka bir rivayetinde de Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyururlar:

“Allah’a ve Ahiret gününe iman eden, bir meseleye şahit olduğu, gördüğü zaman ya hayır konuşsun veya sussun. Kadınlar hakkında iyilik ve hayır tavsiye ediniz. Çünkü onlar kaburga kemiğinden yaratılmışlardır. Kaburga kemiğinin en eğri tarafı da üst tarafı, uç kısmıdır. Eğer onu doğrultup düzeltmeye kalkışırsanız, onu kırarsınız. Kendi halinde bırakırsanız daima eğri kalır. Öyle ise birbirinize, kadınlara iyi davranmayı tavsiye ediniz” (1)

Hadis-i şerif, ilk kadın olması itibariyle Hz. Havva’ nın, dolayısıyla bütün kadın sınıfının hem maddi bakımdan yaratılışına, hem de huy, karakter, tabiat, mizaç ve bünyesine işaret etmektedir. Hz. Havva ilk kadındı. Cenab-ı Hak onu bir hikmet eseri olarak Hz. Adem’in bir parçasından yaratmıştı. Daha sonraki bütün kadın ve erkekler bu iki insandan türemiş, çoğalmıştır.

Gerek Hz. Adem’in yaratılışında, gerekse daha sonra Havva validemizin yaratılışında nasıl bir yaratılış kanunu, hangi hikmete binaen cereyan etmiştir, bilemiyoruz. Bu, kudret-i İlahiyeyi göstermesi yanında, aynı zamanda insan yaratılışına babayı birinci derecede, anneyi de tali, ikinci derecede gösteriyor. Yani çocuğun teşekkülüne sebep olan sperm erkekten geldiğinden, bu durumda baba birinci derecede rol oynamaktadır. Elmalılı merhumun ifadesiyle “Telkihi yapan erkek ve alan kadın olmak haysiyetiyle erkek mukaddem, kadın tali bulunuyor.”(2)

Ayrıca ilk erkek olan Hz. Adem’in, ilk kadın olan Havva’nın yaratılışı tamamen istisnai bir durumdur. Şu noktayı da önemle belirtmek gerekir. Bilim adamlarımızın ifadesine göre insanın her hücresinde, program bazında, bütün organlarının karakterleri mevcuttur. Hangi şey yaratılacaksa ona ait özelliklerin ortaya çıkmasına izin verilir, diğerleri baskı altında tutulur. Buna göre, Hz. Havva’nın yaratılışında kaburga kemiğinden bir hücre, temel olmuş olabilir. Bu hücre bir saç hücresi yahut ciğer hücresi de olabilirdi. İlahi hikmet bunu böylece takdir etmiştir.

(1). Müslim, feda: 59-60.
(2). Hak Dini Kur’an Dili, 2:1274.

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Hastalıkların tedavisi sadece bir takım iğne ve haplardan ibaret değildir..
Allah (c.c) Kur’ân-ı Kerîm’de, Kur’ân okumanın ve balın şifa olduğunu beyan ediyor.
Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v) fakirleri doyurmanın, yetimleri sevindirmenin, sadaka vermenin, tebessümün de birçok hastalıklar için şifa olduğunu haber veriyor.
Hz. Dâvud Aleyhisselâm’ın hikmetli bir sözü vardır. Der ki:
“Dostlardan ayrı kalmak kişiyi hasta eder.”

Demek ki, hakiki dost da birçok hastalıklar için şifa oluyor.
Hakiki dostluk Allah (c.c) için olanıdır. Bundan dolayı hakiki dostlar demişler ki:
Fâni dünyanın padişahı değiliz.
Gönül hırkalarını yamar giyeriz.
Dostlarla ağlar dostlarla güleriz…
Dostlarla gülüp dostlarla ağlayabilmek; böyleleriyle dostluk bağları kurabilmek mesele budur.
Böyle dostların yokluğudur insanları hasta eden.
Şair Bâki’ye arkadaşları kaç çeşit dost var diye sorarlar.
Bâki, üç çeşit dost olduğunu söyler ve şöyle sıralar:
Haydi, şimdi kendimizi tahlil edelim ve bakalım, bizim dostluğumuz ve dostlarımız hangi gruba giriyor?

Dostlarınız ne kadar çok olursa olsun katiyyen bezginlik göstermeyin.
Dostları çoğumsamayacağız, bin dostumuz da olsa.
Düşmanlarımızı da bir tane bile olsa azımsamayacağız.
Dinimizin düşmanı câmi bile yapsa onu “Mescid-i Dırar” bileceğiz.

 

“Bir dost vardır gıda gibidir, onu her gün ararsın
Bir dost vardır ilâç gibidir, icâb ettiğinde ararsın.
Bir dost vardır ki hastalık gibidir, o seni arar.”

Dostlarımızı asla üzmeyeğiz; nasıl olsa onlar sadık diyerek asla ihmâl de etmeyeceğiz.
Dostluğumuz elimize geçen makam, mevki, şan ve şöhretle birlikte gerçek manada belli olup netleşir.

Eba Müslim Horasanî’nin enfes bir tespiti vardır.
Levha yapıp duvarlara asılması her gün de okunması gereken bir tespit.
O diyor ki:
“Onlar, zararlarından emin oldukları için dostlarını uzak tuttular.
Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de düşmanlarını yakınlaştırdılar.

Yakınlaştırılan düşman dost olmadı.
Ama uzaklaştırdıkları dost düşman oldu.

Herkes düşman safında birleşince yıkılmaları mukadder oldu.”
Bu meyanda Hz. Ali (RA)’nin bir sözü burada yerini almalı.Diyor ki:
“Dostlarının kâlbini kırmakla, düşmanların hedef,maksat,arzularına hizmet etmiş oluruz…”

Dostunu-düşmanını tanıyamamak denilen şey de bu olsa gerek.
İmam-ı Şâfii rahmetullahi aleyh hazretleri de dostluk hakkında hep kulaklarımızda küpe gibi kalması gereken şu tespitinde der ki:

“Zor günde faydası olmayan arkadaş,
Düşmanına yakındır kıyaslanırsa,
Hangi asırda yaşarsa yaşasınlar,
Gerçek dostlar ve kardeşler,
Ortaya çıkar o kederli ânlarda…”

Batı ve Batılı kafa yapısına sahip kimselerden gerçek dost olmaz.
çünkü Batılı insanın kafası bakkal terazisi gibidir.
Hep maddî düşünür.
Ne kadar menfaat koyarsan o kadar dostluk alırsın.
Onların dostluğu, arkadaşlığı, akrabalığı, komşuluğu hep menfaate dayanır. Batılı’nın aklı kendi eliyle yapıp istasyonlara koyduğu meşrubat,gazoz makinesi gibidir.
Bu makineye para atmazsan nasıl meşrunat,gazoz çıkmazsa, Batılılara da menfaat vermezsen dostluk alamazsın.
Sadece menfaate dayanan Batı dostluğuna kanmak şuursuzluğun neticesidir.
Dostlarımıza bakalım; hakiki mi sahte mi?
Denemeden de anlayamayız.
Muhtaç olduğumuz anlar denemek için bir fırsattır.

Dostluklar arıyorum gülen gözlerle bakan
Mayası sevgi ,değeri parayla ölçülmeyem.
Hüzün kokan akşamlarda benimle ben olan
Sadece dost arıyorum, vuslat ne zaman diyen.
Anlatmak istesem içimdeki fırtınaları
Bir bir dile gelir ,ruhumun çektikleri
Artık var diyorum,uzaklarda olsa da
Sadece dost arıyorum,gül kokulu peygamber diyarında.
Anladım sevgiler, dostluklar bir bir yok olmuş.
Dostluğun yerini, hırs,menfaat, maneviyatsızlık almış.
Yürek yangınları çeken dostlar yok olmuş.
Sadece dost arıyorum,gül kokulu sevgi diyarından….

Tags: , , , , , , , , , , ,

sevgialemi_dini1_2İlk Müslümanlar, davalarında ancak cihad etmek, kurban vermek bol bol mali fedakarlıkta bulunmak, can ve mallarını bu uğurda başarıya ulaşılabilineceğini bilmişlerdi.

Böylece onlar canlarıyla bu yola atılmış, ruhlarını feda etmişler ve Allah yolunda hakkıyla cihad etmişlerdir. Onlara seslenen Allah’ın şu buyruğunu işitmişlerdi “De ki; Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabalarınız, elde ettiğiniz mallar, durgunluğundan korktuğunuz ticaretiniz ve hoşlandığınız evleriniz Allah’dan, Peygamberinden ve Allah yolunda cihad etmekten sevimli ise Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah ferikler güruhunu doğru yola iletmez”.
(Tevbe 24)
Sahabeden Hz. Ebubekir Tebük Seferi’nde bütün malını Allah yolunda harcadıktan sonra şöyle demiştir: “Ailem için Allah ve Rasulünü bıraktım”. Sahabilerden biri ölümle kucaklaşırken şöyle diyordu: “Müslüman olarak öldükten sonra, Allah yolunda hangi tarafa yıkılacağıma önem wermem”.
Onlar böyleydiler. Samimi olarak Allah yolunda cihad ediyorlardı. Allah yolunda mallarını bol bol harcıyorlardı. Bütün fedakarlıklarda bulunuyorlardı. Biz de onlar gibi olmalıyız.

Tags: , , , , , , ,

“Günahlardan uzak dururlar. Allah için yaptıkları ibadet ne kadar çok olursa olsun, az görerek bundan razı olmazlar. Onları ne zaman görsen, kederli, üzgün ve Allah korkusundan renklerinin solgun olduğunu görürsün”

Bir gün İbn Abbas’a: “Mescidin Benî Sehm kapısı önünde bazı kimseler, sanırız kader konusunda tartışıyorlar” denildi. İbn Abbas onlara doğru gitmek üzere kalktı. Bastonunu İkrime’ye verdi. Bir elini ikrime’nin, diğer elini de Tavus’un omzuna koyarak yürüdü.

Onların yanına geldiğinde, onlar ayağa kalkarak yer verdiler ve “Hoş geldin” dediler. Fakat İbn Abbas: “Bana kendinizi tanıtın. Ondan sonra konuşuruz” dedi. Onlar kendilerini tanıttılar.

Daha sonra İbn Abbas: “Bilmez misiniz ki, Allah Teâlâ’nın bazı kulları vardır, dilsiz olmadıkları halde Allah korkusu onları dilsizleştirmiş, güçsüz olmadıkları halde güçsüzleştirmiştir. İşte onlar âlimlerin, fasihlerin, akıllıların ve Allah’ı gerçekten tanıyanların ta kendileridir.

Ancak, Allah’ın azameti ve yüceliğini hatırlayınca akılları başlarından gider, kalpleri parçalanır ve dilleri söylemez olur. Onlar bu hallerinden ayrıldıklarında hemen Allah’a ibadet etmeye koşarlar. Akıllı ve çalışkan oldukları halde, kendilerini aptal ve tembeller arasında, zalim ve günahkârlar arasında sayarlar; gerçekte çok iyi kimselerdir.

Günahlardan uzak dururlar. Allah için yaptıkları ibadet ne kadar çok olursa olsun, az görerek bundan razı olmazlar. Onları ne zaman görsen, kederli, üzgün ve Allah korkusundan renklerinin solgun olduğunu görürsün” dedi ve aralarına oturmayarak geri döndü. [Ebu Nuaym]

Tags: , , , , ,

Mesruk anlatıyor: “Hz. Ömer’le karşılaştım. Bana: “Sen kimsin” diye sordu. “Mesruk İbnu’l-Ecda” dedim. Dedi ki: “Ben Resûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) ‘ecda’ şeytandır” dediğini işittim.”25

Yahya b. Said’in anlattığına göre Hz. Ömer bir adama: “İsmin nedir” diye sordu. Adam: “Cemre (Kor)” dedi. “Kimin oğlusun” diye tekrar sordu. Adam: “İbnu Şihab (Alevoğlu), deyince; “Kimlerdensiniz” dedi. Adam: “Humkâlardan (Ahmaklardan)”

“Eviniz nerede” diye sordu. “Hirretu’n-Nâr’da (Hararetli ateş)” cevabını alınca; “Hangisinde” dedi. “Zatı Lezâ’da (Şiddetli alev)” cevabını alınca; Hz. Ömer (ra): “Ailene yetiş, yanıyorlar” dedi. Gerçekten durum aynen Hz. Ömer’in dediği gibiydi.”26

Tags: , , , , , , ,

Sevgi ve Merhamet Ahlâkî davranışların temelinde insan sevgisi önemli yer tutar. Bu sebeple olgun müslüman olabilmenin şartlarından biri de bu sevgidir.

 

Kalbi sevgi ile dolu olan Hz. Muhammed (A.S.).şöyle buyuruyor’

 

“Birbirinizi sevmedikçe olgun mü’min olamazsınız.”

 

Kalblerdeki sevginin göstergesi insanlara iyilik yapmak, şefkat ve merhametle muamele etmektir.

 

Hz. Muhammed (A.S.) buyuruyor ki:

 

“Merhamet edenlere, Allah da merhamet eder.”

 

İslam’da sevgi ve merhamet sadece insanlığı değil; bütün yaratıkları içine alır. Hz. Muhammed (A.S.) “Bir kediyi aç bırakarak ölümüne sebep olan kadının azap göreceğini, susayan bir köpeğe acıyarak su içiren günahkar bir kişinin de bu davranışı ile Allah (c.c.) tarafından bağışlandığını” haber vermiştir.

Tags: , , , , , ,

Peygamberler en doğru bir şekilde insanlara Allah’ı tanıtmıştırlar,inanç esaslarını,ibadet şekillerini öğretmişlerdir.Dini hükümleri ve güzel ahlak ilişkilerini açıklamışlardır, kendileri de söylediklerini yaparak insanlara örnek olmuşlardır.

Peygamberler, en güç sıfatlarda bile görevlerini yapmışlardır, inanmayanlara karşı peygamber olduklarını idpatlamak için hiç kimsenin yapamayacağı olağanüstü olaylar meydana getirmişlerdir, mucizeler göstermişlerdir.Allah’ın emirlerini yapanları cennetle müjdelemişler, yapmayanların ise cehennem azabı ile cezalandırılacaklarını haber vermişlerdir.

Peygambeler, Allah!ın insanlar arasından seçtiği her türlü ahlak güzelliğine sahip örnek insanlardır.

Tags: , , , , ,

mekik aleti - pilates topu
CS 1.6 - dantel örnekleri - haber - film izle - gebze evden eve nakliye - Havacilik Calisanlari - truck mixer - Sivil Havacilik Haberleri - Chat - mmorpg - sözlük - silindir kapağı - Vancouver 2010 - Teknikerler - evden eve nakliyat - Kene - Facebook Oyunlar - klip izle - AutoCAD - güzel sözler - travel - dekorasyon - otomatik şanzıman - görüntülü chat - oyunlar1 - toki evleri - msn indir - msn ifadeleri - sesli chat - indirmeden film izle - palyaço - burçlar - nakış - Kanser - cialis - usak haber - Seslisohbet - ezel - mmorpg - avatar oyunları - izle - fuar çantası - silindir kapak - Online Mp3 Dinle - yüzey işleme - sevişme izle - fragman - Oyunlar1 - oyunlar1