Öğretmen, öğrencilerin aklını karıştırmak için:
- Çocuklar, demiş. Allah hepimizin cennete gitmesini istediği halde, neden bizi dünyaya göndermiş? Çocuklardan biri, soruya karşılık vermiş:
– Öğretmenim, demiş. Şüphesiz ki siz bizim sınıf geçmemizi istiyorsunuz. O halde neden hepimize birer 10 vermeyip imtihan ediyorsunuz?..
Posts Tagged 'mumin'
Yüce Rabbimiz, yaşamımız boyunca bizleri çeşitli vesilelerle denemektedir. Yaşadığımız her denemede göstermiş olduğumuz tavır, sonsuz hayatımızdaki mekânımız için belirleyici bir unsurdur.
“O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı…” (Mülk Suresi, 2)
İnsan, yaşadığı her olayda bir hayır aramalı ve Rabbimizin yarattığı hikmetleri görmeye çalışmalıdır. Allah bir Kuran ayetinde, “Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz” (Enbiya Suresi, 35) buyurmuştur. Sadece olumsuzluklar değil, olumlu görünen konular da deneme unsuru olabilir. Kuran’da Rabbimizin bildirdiği üzere zenginlikle denenen Karun, mülkün asıl sahibinin Allah olduğunu unutmuş ve bu servete kendinde olan bir özellikten dolayı ulaştığını düşünmüştür. Allah’ın kendisini denediğini unutan Karun, ardından tüm servetini kaybetmiştir. Bu gerçekler Kuran’da şu şekilde bildirilir:
Dedi ki: “Bu, bende olan bir bilgi dolayısıyla bana verilmiştir.” (Kasas Suresi, 78)
Sonunda onu da, konağını da yerin dibine geçirdik (Kasas Suresi, 81)
Müminler Allah’ın her an, her konuda kendilerini denediğinin ve en güzel ahlaka ulaşmaları için eğittiğinin bilincindedirler. Bu nedenle karşılaştıkları olumlu ve olumsuz her olayda son derece sakin ve tevekküllü bir tavır sergilerler. Panik ve endişe duygularını hissetmez ve asla “keşke” kelimesini kullanmazlar. Allah’ın her şeyi bir kader ile yarattığını bilen ve bu kadere teslim olan müminler, yaşamları boyunca tevekkülün lüksünü yaşarlar. Şüphesiz tevekkül, müminler için bir rahmet ve büyük bir kolaylıktır. “… Size isabet eden Allah’ın izni ile idi…” (Al-i İmran Suresi, 166) ayetinden de anladığımız gibi Rabbimizin izni ve bilgisi dışında hiçbir şey bizlere isabet etmez.
Kendisi için neyin hayır neyin şer olduğunu bilemeyen “İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua etmektedir…” (İsra Suresi, 11) Burada esas olan, kişinin karşılaştığı sonuç ne olursa olsun Allah’a güvenmesi ve kendisi için en hayırlı şeyi yaşadığına inanmasıdır. Allah zaman içinde yaşanan olaydaki hayırları elbette gösterecektir. Burada önemli olan konu, o olayı yaşarken gösterilen tevekkül ve Allah katında alınan ecirdir. Zaten sonucu kaderde belli olan bir olay karşısında endişe ve huzursuzluk duyarak ecri kaybetmek çok akılcı bir tavır olmaz.
Şüphesiz: “Bizim Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra doğru bir istikamet tutturanlar (yok mu); artık onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (Ahkaf Suresi, 13)
Kuran’da, peygamberlerin yaşadığı olumsuz gibi görünen her sınavın hayra dönüştüğüne şahit oluruz. Örneğin Hz. Yusuf’u kardeşlerinin kuyuya atması, ardından suçsuz yere yedi sene zindanda kalması oldukça zorlu bir sınavdır. Ancak sağlam bir imana sahip olan Hz. Yusuf, yaşadığı tüm olayların Allah’tan geldiğini ve sabredenlere ecirlerinin hesapsızca ödeneceğini bilerek tevekküllü davranmıştır. Sonunda Rabbimiz Hz. Yusuf’u, atıldığı Mısır zindanlarından kurtararak o ülkenin yönetiminde söz sahibi bir kişi yapmıştır. Yaşadığı olaylar şer gibi görünse de kendisi için hayra dönüşmüştür.
“… Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.” (Bakara Suresi, 216)
Hz. Musa’nın Hz. Hızır ile yaptığı seyahatte ise bizler için çok önemli dersler vardır. Kaderi tersten görebilen Hz. Hızır’ın uygulamalarındaki hayrı fark edemeyen Hz. Musa, en sonunda şer gibi görünen her olayın hayırla yaratıldığı gerçeğini kavramıştır. İman eden herkes için bu kıssadan alınacak pek çok hisse vardır. Beraber yaptıkları yolculukta Hz. Hızır’ın uygulamalarına anlam veremeyen Hz. Musa’nın sözleri Kuran’da şu şekilde bildirilmektedir:
Böylece ikisi yola koyuldu. Nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deliverdi. (Musa) Dedi ki: “İçindekilerini batırmak için mi onu deldin? Andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın.” (Kehf Suresi, 71)
Böylece ikisi (yine) yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürüverdi. (Musa) Dedi ki: “Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün? Andolsun, sen kötü bir iş yaptın.” (Kehf Suresi, 74)
Hz. Hızır’ın, uygulamaları konusundaki açıklaması ise şöyledir:
“Gemi, denizde çalışan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) ilerilerinde, her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı.”
“Çocuğa gelince, onun anne ve babası mü’min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkâr zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk.” (Kehf Suresi, 79- 80)
Kuran kıssalarında anlatılan bütün bu örnekler, insana önemli bir ders verir: Bir olayın “felaket” gibi görünmesi, onun gerçekte öyle olduğu anlamına gelmez. Eğer bir mümin, Allah’a güvenip sığınırsa, O’ndan yardım ister, O’na tevekkül ederse, onun başına gelecek hiçbir olay “kötü” değildir. Allah yalnızca onu denemek, Kendisi’ne olan sadakat ve inancını sağlamlaştırmak için çeşitli zorluklar meydana getirir, fakat bunların hepsinin hayırlı bir sonucu vardır.
Eğer insan bu bilinçle yaşarsa, hem dünya hem de sonsuz ahiret hayatında güç durumda kalmaktan korunur ve ancak bu şekilde huzur ve mutluluğa kavuşur.
Kur’an-ı Kerimin açık ifadesiyle ilk insan Hz. Adem’dir. Cenab-ı Hak onu yaratırken toprak unsurunu tercih etmiş, ondan yaratmış, daha sonra da ruh vermiştir. İlahi hikmet, hem Hz. Adem’e bir can yoldaşı olması hem de insan nevinin üreyip çoğalması için Havva validemizi yaratmıştır.
Nisa Sûresinin 1. ayet-i kerimesinde bu yaratılış, “O insandan eşini vücuda getirdi” mealindeki cümlesiyle ifade edilir.
Meşhur tefsirlerde bu ayet açıklanırken şöyle denilir: Cenab-ı Hak, Havva’yı Hz. Adem’in sol kaburga kemiğinden yarattı. O sırada Hz. Adem’i hafif bir uyku tuttu. Bir müddet sonra uyandığında Hz. Havva’yı gördü. İlk anda şaşırdı, sonra çok sevindi. Kalbi hemen ona ısındı ve aralarında bir ünsiyet ve ülfet meydana geldi.
Bu mesele hadis-i şeriflerde açıkça beyan edilir. Bu hususta rivayet edilen iki hadis-i şerifin meali şöyledir:
Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor. Resul-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuşlardır: “Kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. O, memnun olacağın bir tarzda dosdoğru devam edemez. Eğer ondan faydalanmak istiyorsan bu eğri haliyle birlikte faydalanırsın. Tam arzuna göre düzeltmeye kalkarsan onu kırarsın. Onun kırılması da boşanmasıdır.”
Hz. Ebû Hüreyre’nin başka bir rivayetinde de Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyururlar:
“Allah’a ve Ahiret gününe iman eden, bir meseleye şahit olduğu, gördüğü zaman ya hayır konuşsun veya sussun. Kadınlar hakkında iyilik ve hayır tavsiye ediniz. Çünkü onlar kaburga kemiğinden yaratılmışlardır. Kaburga kemiğinin en eğri tarafı da üst tarafı, uç kısmıdır. Eğer onu doğrultup düzeltmeye kalkışırsanız, onu kırarsınız. Kendi halinde bırakırsanız daima eğri kalır. Öyle ise birbirinize, kadınlara iyi davranmayı tavsiye ediniz” (1)
Hadis-i şerif, ilk kadın olması itibariyle Hz. Havva’ nın, dolayısıyla bütün kadın sınıfının hem maddi bakımdan yaratılışına, hem de huy, karakter, tabiat, mizaç ve bünyesine işaret etmektedir. Hz. Havva ilk kadındı. Cenab-ı Hak onu bir hikmet eseri olarak Hz. Adem’in bir parçasından yaratmıştı. Daha sonraki bütün kadın ve erkekler bu iki insandan türemiş, çoğalmıştır.
Gerek Hz. Adem’in yaratılışında, gerekse daha sonra Havva validemizin yaratılışında nasıl bir yaratılış kanunu, hangi hikmete binaen cereyan etmiştir, bilemiyoruz. Bu, kudret-i İlahiyeyi göstermesi yanında, aynı zamanda insan yaratılışına babayı birinci derecede, anneyi de tali, ikinci derecede gösteriyor. Yani çocuğun teşekkülüne sebep olan sperm erkekten geldiğinden, bu durumda baba birinci derecede rol oynamaktadır. Elmalılı merhumun ifadesiyle “Telkihi yapan erkek ve alan kadın olmak haysiyetiyle erkek mukaddem, kadın tali bulunuyor.”(2)
Ayrıca ilk erkek olan Hz. Adem’in, ilk kadın olan Havva’nın yaratılışı tamamen istisnai bir durumdur. Şu noktayı da önemle belirtmek gerekir. Bilim adamlarımızın ifadesine göre insanın her hücresinde, program bazında, bütün organlarının karakterleri mevcuttur. Hangi şey yaratılacaksa ona ait özelliklerin ortaya çıkmasına izin verilir, diğerleri baskı altında tutulur. Buna göre, Hz. Havva’nın yaratılışında kaburga kemiğinden bir hücre, temel olmuş olabilir. Bu hücre bir saç hücresi yahut ciğer hücresi de olabilirdi. İlahi hikmet bunu böylece takdir etmiştir.
(1). Müslim, feda: 59-60.
(2). Hak Dini Kur’an Dili, 2:1274.

Allahü ekber, Allahü ekber, lâ İlâhe illallahü vellahü ekber, Allahü ekber ve Lillahilhamd”
Teşrik tekbirlerini getirmek vaciptir.
Erkek, kadın, misafir, mukîm, her mükellefe vaciptir.
Arefe gününün sabahının farz namazını kılımıyla başlar, Kurban bayramının dördüncü günü ikindi namazı farzının kılımıyla biter.
Toplam 23 vakit farz namaz arkasından teşrik tekbirleri getirmek herkese vaciptir.
Tekbirler farz namazın selamına bitişik olarak bir defa söylenerek yerine getirilir.
Teşrik günlerinde namazı kazaya kalanlar, tekbirleride kaza eder.
Teşrik günleri dışında kazaya kalan namaz kılınırsa tekbirler getirilmez.
Kadınlar bu tekbirleri gizli olarak getirirler.
Zeynep’le annesi, o içinde her şey olan kitabı, yani Kur’ân’ı okumaya başladılar Önce annesinin ağzından bir fısıltı duyar gibi oldu Zeynep “Efendim?” dedi Kendisine bir şey söylendiğini sanmıştı “Besmele çektim” dedi annesi “Bismillahirrahmanirrahim”
Zeynep şimdi daha iyi duymuştu “Dedem beni kucağına alırken de aynı şeyi söylemişti” dedi
Annesi gülümsedi
“Çünkü her işin başı ‘Bismillah’tır Her işe başlarken ‘Bismillahirrahmanirrahim’ deriz Kur’ân okumaya başlarken de, yemek yapmaya başlarken de”
Zeynepcik sormadan edemedi:
“Neden bismillah diyoruz ki? Sebebini tam anlayamadım”
Annesi gözlerinin içine baktı Zeynep’in Bu bakış çok hoşuna giderdi Annesinin gözlerinin içinde kendisini görebiliyordu
Annesi anlatmaya başladı
“Hani, hatırlar mısın, bir masalda, ‘Açıl susam açıl!’ deyince açılan bir kapı vardı Kapı bu sözü söylemeden açılmıyordu”
Zeynep başını salladı Annesinin gözlerinin içindeki Zeynep de salladı başını
“Biz bu söze ‘parola’ diyoruz Dün seyrettiğimiz filmde de vardı, hatırlasana Kapıya bir yabancı gelirse, parolayı soruyorlardı Bilemezse içeri almıyorlardı Parolayı bilmeyen dışarda kalıyor, yabancı ve düşman sayılıyor Ama parolayı söyleyince, herkes dost olduğunu anlıyor ve sana öyle davranıyor”
Zeynep bütün bunların “Bismillahirrahmanirrahim”le ilgisini merak ediyordu Gözlerini annesinin gözlerinden ayırmadan öylece durdu Dudakları aralanmıştı meraktan
“Bismillah da onun gibi bir parola işte!” dedi annesi “Bir işi yapmaya başlayınca, varlıklar âleminin kapısını aralarsın Onların seni tanımasını, sana destek olmasını umarsın O zaman bir işe başlar başlamaz, kendini tanıtman gerek Onları ve seni yaratan Allah adına burada olduğunu söylemelisin İşte ‘Bismillah’ diyerek, Allah’ın adıyla iş yaptığını hatırlatırsın, O’nun kulu olduğunu hatırlarsın, O’nun izniyle hareket ettiğini söylemiş olursun Yani, bu âlemin parolasını fısıldamış olursun Eğer parolayı söylemezsen, yabancı ve düşman sanılırsın Bir bahçeye izinsiz girmek gibi bir şey bu! O zaman sana kapılar açılmaz, işlerin kolaylaşmaz Parolayı söylersen kapılar açılır, yabancılık çekmezsin, hiçbir şey de sana yabancı ve düşmanmış gibi gözükmez
“İşte biz de ‘Bismillah’ diyerek başlıyoruz okumaya; tâ ki Rabbimizin söyledikleri bize açılsın ve ne sorumuz varsa cevaplansın”
Zeynep, “Şimdi ‘Bismillah’ deyince Kur’ân’ın kapağı kendiliğinden mi açılacak?” diye sordu
Annesi bu masumca soruya tebessümle karşılık verdi Biraz gülüştüler
“Aslında, evet!” dedi annesi “Biz Allah adına açacağız Kur’ân’ı ve o da bize sırlarını açacak, sorularımızı cevaplayacak”
“Hadi var mısın?” dedi annesi Elinden tuttu Zeynep’in
Kur’ân’ın ilk kapağını Zeynep’in minik elleri kaldırdı Ama önce parolayı söyledi: “Mismillah!”
Sevginle dağıt bedenimi, Tekrar sevginle bir araya getir!
Sevginle çıkayım kabirden,
Sana koşayım yüreğimdeki sevginle!
Mahşerde sevginin gölgesinde bekleyeyim Seni!
Sevginle hesaba çek beni! Sevgi terazinde ölç sevgimi!
Sahteyse sevgim, yak beni!
Küçücük de olsa eğer, sevgim gerçekse; Sen de sev beni!..
Geçeyim sırat köprüsünden sevginle!
Sevginle, dilimde isminle cennetine koy beni!
Yüreğimdeki aşkınla yüreğine al beni,
Nurunla yak, Cezbenle erit, Ruhuna kat beni!
Ne olur sev beni Allah’ım, Ne olur sev beni!
Nasıl ki kuş kanatsız uçamazsa,
ruhum da sevgin olmadan uçamaz,
Sevgin kanadımdır benim!
Nasıl ki beden cansız yaşayamazsa,
ruhum da aşkın olmadan yaşayamaz,
Aşkın canımdır benim!
Nasıl ki insan sevmeden, sevilmeden yapamaz, bir canan ister,
Ben de sensiz yaşayamam, Cananımsın benim!
Nasıl ki bir ülke sultansız olmazsa, ruhum da sensiz olmaz,
Sultanımsın benim!..
Kanadımsın, Canımsın, Cananımsın, Sultanımsın yarab!
Nasıl ki kelebekler sevdalıysa ateşe,
ve yanacaklarını bile bile nasıl dönerlerse ateşin etrafında,
Nasıl kanat çırparlarsa Sevgili’ye doğru,
Ben de senin nurunun etrafında öylece,
tıpkı kelebekler gibi dönmek,
Kanatlarımı senin aşkınla çırpmak
Ve nurunun beni yakacağını bile bile sana kavuşmak istiyorum.
Bu garip, bu sevdalı kelebeği nuruna kavuşturur musun yarab!
Bana verdiğin onca nimetin kadrini bilemedim,
Sana karşı o kadar mahcubum ki yarab!
Beni affet, Beni bağışla ne olursun!
Affını ve aşkını benden mahrum etme ne olursun!..
Yüreğim günahlarla o kadar kirlendi ki Rabbim!
Senin için döktüğüm gözyaşlarımla yıkasam,
arınır mı acaba yüreğim?
Dünya müminin zindanıymış,
Bunaldım bu zindandan Allah’ım!
Yüreğimdeki sevgini öyle büyüt, öyle büyüt ki,
Yüreğim artık bu dünyaya sığmaz olsun..
Aşkım miracım olsun Allah’ım, Aşkım miracım olsun!
Kalbim bir Burağa dönüşsün ve beni alıp sana getirsin.
Yedi kat göğü aşkınla aşıp huzuruna varayım,
Huzurunda başımı secdeye koyayım,
sonsuza dek hep öyle kalayım yarab!
Öyleyken bir kere nazar et,
Bir kere “Kulum!” de, kendimden geçeyim yarab!..
Ey Azrail! Sen ne güzel bir meleksin!..
Beni vuslatıma erdirir misin?
Sevgili’ye götürür müsün beni?
Kurtarır mısın beni bu dünya zindanından?..
Ey bizleri yoktan aşkıyla vareden şanı yüce Allah’ım!
Beni aşkınla varettiğin gibi, aşkınla yaşat ve aşkınla yanına al!
Ya Fettah! Gönül kapılarımı sevgine aç!
Ya Latif! Bana sevgini, mağfiretini,
bana cennetini, cemalini lutfet!
Sevdiklerini sevmeyi nasip et Allah’ım!
Ya Vedud! Ey sevgiyi vareden, sevgiyle vareden!
Ey aşkı yaratan!
Aşkın kaynağı, Aşkın merkezi, Aşkın ve aşıkların kıblesi!
Ey en çok seven ve en çok sevilen,
Ve sevilmeye en çok layık olan Allah’ım!
Ey En Büyük Sevgili! Bana sevgini bahşet!.
Ya Veli! Dostların en iyisi, en yücesi,
Dostların en güzeli, en mükemmeli!
Ey en büyük dost!
Beni kendine, kendini bana dost kıl!
Ya Semi! Ey her şeyi duyan Allah’ım!
Sana söylediğim bu sevgi sözcüklerini duyuyorsun. Sen de sesini
bana duyur Allah’ım!.
Ne olur bana da söyle “Ey mutmain nefs! Razı olmuş ve razı
olunmuş olarak gel!” diye
Ya Basir! Ey herşeyi gören Allah’ım!
Garipliğimi, aczimi,
kusurlarımı, günahlarımı görüyorsun yarab!
Huzurunda bükülen boynumu, secdeye varmış başımı,
Pişmanlıkla ve aşkınla döktüğüm gözyaşlarımı,
yüreğimdeki sevgini görüyorsun!
Sana layık olmasa da Allah’ım,
Ettiğim secdeler hakkı için,
Döktüğüm gözyaşları hakkı için,
Yüreğimdeki aşkın hakkı için beni bağışla ve cennetine al!
Al ki; senin beni gördüğün gibi, ben de seni göreyim,
Cennetinde cemalini seyredeyim,
Cemalinle kendimden geçeyim yarab!
Ya Hay, Ya Muhyi! Alem seninle hayat bulur.
Seni bilmeyenler, seni sevmeyenler birer ölüdür.
Aşkından mahrum edip de beni öldürme!
Bana aşkınla hayat ver yarab!
Ya Hak! Ezelden ebede vlan tek gerçek sensin Allah’ım!
Beni bu yalan dünyadan kurtar!
Beni sevgi ülkesine, mutluluk ülkesine, beni cennetine al yarab!
Ya Vekil! Dua, secde ve gözyaşıyla sana yöneldim,
Sana tevekkül ettim, Sana güvendim! Vekilim yalnızca sensin! Sen
ne güzel bir vekilsin yarab!
Sen bana yetersin, aşkın bana yeter yarab!
Ya Zahir! Ey varlığı apaçık deliller ile aşikar olan Allah’ım!
Alemdeki her zerre seni haykırıyor!
Ruhum varlığını, yüreğim aşkını haykırıyor Allah’ım!
Ya Batın! Ey varlığı gözle görülemeyecek gizli hazine!
Nuru binlerce perdenin ardından bile yakıp kavuran,
Bu fani gözlerin görmeye dayanamayacağı güzellikte olan Allah�ım!
Zahirimi de, batınımı da nurunla nurlandır,
aşkınla güzelleştir yarab!
Ya Vahid! Şirke düşmeme izin verme!
Yüreğime sevmediklerinin sevgisini yerleştirme!
Ya Hamid! Ey övülmeye layık olan Allah’ım!
Seni hakkıyla övmekten acizim,
Kelimeler yetersiz kalıyor seni övmeye!
Yüreğim sevginin diliyle övüyor seni yarab!
Ya Şehid!
İlim ve kudretiyle ezelden ebede herşeye şahid olan Allah’ım!
Aşkıma şahit ol!
Aşkıma şahit ol!
Aşkıma şahit ol!
Yüreğimdeki sevginle şehid olarak ruhumu al,
Huzuruna senin için dökülen kanlarımla geleyim yarab!
Ya Hakim! Ey herşeye hükmeden Allahım! Kalbime hükmet!
Ey hakla batılın arasını ayıran!
Benimle yalan dünyanın arasını ayır!
Ey hüküm ve hikmet sahibi,
hükmüne herkesi, boyun eğdiği Mevlam!
Yüreğimdeki sevginle sana boyun eğiyorum,
teslimiyetimi kabul et!
Ya Alim! Ey herşeyi bilen Allah’ım! Bana kendini bildir!
Seni sevdiğimi biliyorsun, bana da beni sevdiğini bildir yarab!
Ya Melik! Ey herşeyin sahibi olan Allah’ım!
Bedenimin, ruhumun, yüreğimin sahibi olan Allah’ım!
Ey sevgimin sahibi olan Mevla’m! Beni sevginin sahibi kıl!
Ya Kerim! Ey keremi bol olan
ve karşılık beklemeden ihsanda bulunan Allah’ım!
Sevginin sağnak yağmurları altında sırılsıklam ıslat beni!.
Ya Selam! Ey kullarını kurtuluşa erdiren Allah’ım!
Selamın ve sevgin her an üzerime olsun!
Sevginle, selamınla kurtuluşa erdir beni!
Ya Rezzak! Ey herşeye rızkını veren Allah’ım!
Ruhumun, yüreğimin rızkı aşkındır! Aşkınla rızıklandır beni!
Ya Hafiz! Ey her şeyi koruyan Allah’ım!
Beni; yüreğimdeki aşkının düşmanı olan şeytandan
ve onun yoldaşlarından koru!
Ey hiçbir şeyi unutmayan Mevla!
Seni unutan, senin de unuttuğun kullarından eyleme beni!
Ya Tevvab! Ey tövbeleri kabul eden!
Yapmış olduğum tövbeleri kabul et!
Bir daha yapmamak için bana güç ver!
Ya Rahman, Ya Rahim, Ya Gaffar!
Ey affetmeyi seven Allah’ım!
Ne olur, ne olur affet beni!..
Sevgimin hatrına bağışla beni yarab!
Ya Kahhar! Ey kahredici Allah’ım!
Sevginden mahrum ederek kahretme beni!
Ya Aziz! Beni sevginden yoksun bırakıp da zillete düşürme!
Sevginle aziz kıl beni!
Ya Meyyit! Ey öldüren Allah’ım! Aşkınla öldür beni!
Ya Bais! Ey dirilten Mevlam! Aşkınla dirilt beni!
Ya Hasib! Ey kullarını hesaba çekici olan Allah’ım!
Aşkınla hesaba çek beni!
Ya Kadir! Ey kuvvet ve kudret sahibi!
Bana emanetini ve sevgini taşıyabilme gücü ver!
Ey herşeyi kendine boyun eğdiren!
Kudretinin karşısında boyun büktüm, acizim.
Ben sensiz ben bir hiçim, aşkınla varet beni yarab!
Ya Samed! Ey kimseye muhtaç olmayan, her şeyin kendisine muhtaç
olduğu Rabbim!
Sana muhtacım! Nuruna muhtacım! Aşkına muhtacım!
Beni senden ayırma! Beni Aşkından ayırma!
Ya Rafi! Ey hak edenleri yücelten Allah’ım!
Aşkınla kendine yücelt beni!
Ya Hadi! Ey hidayete, doğru yola erdiren Allah’ım!
Yoluna erdir beni! Aşkına erdir yüreğimi!
Ya Gani, Ya Muğni! Ey zengin olan, zengin eden Allah’ım!
Asıl zenginlik sevgine sahip olmaktır! Sevginin zengini kıl beni!
Aşkının zengini kıl beni!
Ya Nur! Alemleri ve gönülleri aydınlatan,
nur üstüne nur olan Allah’ım!
Nurunla nurlandır yüzümü,
Nurunla nurlandır bedenimi,
Nurunla nurlandır yüreğimi
Ya Sultan! Kendine esir et beni!
Ya Canan! Kendine meftun et beni!
Ya Allah!
Ya Allah!
Ya Allah!
Ey En Büyük Sevgili!
Ben seni çok seviyorum yarabbi, ne olur sen de sev beni!
Varsın hiç kimse bilmesin beni,
Varsın hiç kimse sevmesin beni,
Yeter ki sen sev beni Allah’ım, yeter ki sen sev beni!…
Namaz kılmayan insanın inancına bakılır, kılmayış sebebine nazar edilir. Namazı kılmayışı farz olduğuna inanmayışından mı, yoksa tembellik ve ihmalden midir? Şayet (Allah korusun) namazın farz olduğuna inanmadığı için namaz kılmıyorsa imanı gider, küfre düşmüş olur. Ne kendisine kız verilir, ne de kestiği yenir?
Ancak,namazını imansızlıktan değil de, ihmal ve tembellikten kılmıyorsa o adam iman sahibi ama günahkâr bir Müslümandır. Günahkâr Müslümana ise kız da verilebilir, kestiği de yenilir.
Resûli Ekrem Efendimiz, kızını fâsık birine verene Allah`ın lânet edeceğini hadîsinde haber vermiş, kız ve oğlan ana-babalarını böylece ikazda bulunmuştur.
İbn-i Abbas (r.a)’dan rivayete göre Rasulullah (s.a.ş) şöyle buyurmuştur:
«İki nimet vardır ki, insanlardan çoğu bu nimetleri kullanmakta aldanmıştır: Sıhhat ve boş vakit.»
(Buhari)
HADİSTEN NE İSTİFADE EDERİZ.
- İnsan varlığının hedefi Allah’a kulluk yani O’nun emir ve yasaklarına tabi olmak ve teslimiyettir. Kişinin Allah’ın istediği bir şekilde hayat sürmesi ve hayatını tam manasıyla Allah yolunda sarf edebilmesi birçok faktöre bağlıdır. Bu faktörlerden ikisi de yukarıdaki hadiste belirtilen sağlık ve boş vaktin değerlendirilmesidir. Zira, sağlığı yerinde olmayan kişinin ister istemez, Allah için yapacağı çalışmalarında aksamaları söz konusu olacaktır. Boş vakit de birçok kimsenin değerini tam bilemediği nimetlerden birisidir. Zira, her insana normal olarak dünya işleriyle meşgul olur. Bu işler kimi zaman rızık kazanma, kimi zaman şahsi yada ailevi bazı sorunları halletme olabilir. Gerçi bunları da Allah’ın istediği şekilde yaparsa ibadet hükmüne geçer. Fakat neticede kişiye dünya meşgalelerinden uzak ve boş diyebileceğimiz az bir vakit kalabilir, işte bu vakti Allah’ın istediği şekilde değerlendirmek ve ibadet hükmündeki amellerle doldurmak gayet önemlidir. Bunun önemi, Allah’ın kitabının yürürlükten kaldırıldığı, O’nun mübarek dininin baskı altında tutulmaya çalışıldığı şu dönemde, İslam davasını üstlenen ve La ilahe illallah’ın yücelip hakim olmasını kendisine hedef kabul eden davetçi müslümanlar açısından elbette çok daha fazladır. Zira, Allah verdiği sağlığın ve ömrün her saniyesinin hesabını ve Şu dönemde nimetlerin karşılığının
-ki bu karşılık bu nimetleri Allah’ın istediği şekilde kullanmaktır- verilmesi durumunda ya kişiyi verdiği bu nimetlerden mahrum edecek ya da ahirette azaba çarptıracaktır.
Feyz, kalbden kalbe gelen, insana Allahü teâlânın razı olduğu şeyleri yaptıran nurdur, bir kuvvettir. Feyzler, Resulullahın mübarek kalbinden yayılmakta, evliyanın kalbleri vasıtası ile, evliyayı çok seven kalblere gelmektedir. Feyze kavuşan bir insanın kalbi, ilimler, marifetler, kerametler hazinesi olur. Bu saadete kavuşmak için, Ehl-i sünnet itikadında olmak ve dinin emir ve yasaklarına uymak şarttır. Bedeni besleyen rızklar ve kalbi temizleyen feyzler, ezelde takdir ve taksim edilmiştir. Fakat, bunlara kavuşmak için, âdet-i ilahiyyeye uymak, sebeplerini aramak, bulmak için çalışmak gerekir. Şartlarına uyarak çalışana elbet verilir. Kıymetli ulema ve evliyanın kitaplarından hazırlanmış olan Hakikat Kitabevi’nin yayınlarından ilmihal ve diğer kitaplardan her gün bir veya iki sayfa okuyan feyz alır. Feyz, nur demektir. Nur kalbe yağar, kalbi temizler. Okudukça kalb nurlanır. Okuduğunu da anlamaya başlar. Evliya, Resulullahı iyi tanıdığı için, Onun mübarek kalbinden feyz alır ve bu feyzler, bunun kalbinden, kendisine bağlananların kalblerine akar. Feyz gelen kalb temizlenir. Ahlakı güzel olur. Velinin kalbindeki feyzler, nurlar, güneşin ziyası gibi yayılır. Onu seven müslümanların kalblerine akar. Onların bu feyzleri aldıklarından haberleri olmaz. Kalblerinin temizlendiğini anlarlar. Karpuzun güneş karşısında olgunlaştığı gibi, kemale gelirler. Eshab-ı kiram, Resulullahın sohbetinde, böyle kemale geldi.