Öğretmen, öğrencilerin aklını karıştırmak için:
- Çocuklar, demiş. Allah hepimizin cennete gitmesini istediği halde, neden bizi dünyaya göndermiş? Çocuklardan biri, soruya karşılık vermiş:
– Öğretmenim, demiş. Şüphesiz ki siz bizim sınıf geçmemizi istiyorsunuz. O halde neden hepimize birer 10 vermeyip imtihan ediyorsunuz?..
Posts Tagged 'islam'
Bir hadis rivayetinde şöyle buyurulmuştur: “Evlatlarınıza yüzmeyi ve (ok vb.)atıcılığı öğretin. Mümin bir bayan için evinde dokuma işini yapması/yün eğirmesi ne güzel bir eğlencedir.” (Kenzu’l-Ummal, h. No. 45343).
Diğer bir rivayette şu ifadelere yer verilmiştir: -Bayanlara hitaben; “Sizden birinizin kendi evinde yapacağı bir iş, mücahitlerin yaptığı cihat sevabını kazandırır inşaellahu tealâ.” (Kenzu’l-Ummal, h. No. 45146).
Bu ve benzeri rivayetlerden, Peygamber Efendimiz (asm) zamanında, kadınların ev işlerinde çalıştıklarını görmekteyiz. Hatta Hz. Peygamber’in en sevgili kızı Hz. Fâtıma’nın, ev işlerinin en ağırını, en çok rahatsız edenini bile yaptığını, bu yüzden ellerinin yara, omuzlarının ezik ve bere içinde kaldığını görmekteyiz. Bundan dolayı bir hizmetçi isteyen Fatıma validemize Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Allah’a olan farzlarını eda et, ailenin işlerini yap Yatağına girince otuz üç kere sübhanallah, otuz üç kere elhamdülillah, otuz dört kere Allahuekber de. Böylece hepsi yüz yapar. Bu senin için hizmetçiden daha hayırlıdır” (Buhari, Fedailul Ashab 9; Müslim, 80, (2727); Ebu Davud, Harac 20, (2988, 2989)
Ayrıca kocasının ihtiyaçlarına yardım eden, çocuklarının bakımını yerine getiren ve ev işlerini yapan kadınların, bu işlerden dolayı, erkeklerin yaptıkları ama kadınların yapamadığı bazı ibadetlerden mahrum kalmadıkları, bu ibadetlere o kadınların da ortak oldukları müjdelenmiştir. Nitekim şu olay bunun en güzel örneklerinden biridir:
Esma isimli sahabiye, çok yerinde ve güzel konuşan, akıllı bir hanımdı. Rasûlullâh (s.a.v)’ın huzûruna çıktığında, Efendimiz’e derin bir saygı içerisinde ve tatlı bir ifâde ile şunları söyledi:
“Anam babam sana fedâ olsun ey Allâh’ın Rasûlü! Ben kadınlar tarafından elçi olarak gönderildim. Allah seni bütün erkeklere ve kadınlara Peygamber olarak göndermiştir. Biz kadınlar sana ve senin Rabbine îmân ettik. Lâkin biz evlere kapanıp kalıyoruz. Beylerimize hizmet edip çocuk yetiştiriyoruz. Siz ise Cumâ namazları kılmak, câmilere ve cemâate gitmek, hastaları ziyâret etmek, cenâze namazı kılmak, hac üstüne hac yapmak, daha da önemlisi Allâh yolunda muhârebe ve cihâd etmek gibi fazîletlerle bizden üstün oluyorsunuz. Ancak siz hac, umre ve kâfirlerle mücâhede etmek üzere evinizden çıktığınız vakitlerde biz sizin mallarınızı korur, iplik eğirip elbiselerinizi dokur ve çocuklarınızı besleriz. O hâlde bizler de o hayır ve sevaplı işlerin ecirlerinde sizlere ortak olur muyuz?”
Peygamber Efendimiz (asm) Esmâ’nın bu sözlerini dinledikten sonra, yanlarında bulunan ashâbına dönerek: “Siz hiç din işlerinde soru soran bir kadından, bundan daha güzel sözler işittiniz mi?” buyurdu. Onlar da: “Ey Allâh’ın Rasûlü! Biz bir kadından, böyle güzel ifâdeler beklemezdik!” dediler.
Rasûl-i Ekrem tekrar ona hitâb ederek:
“Ey hatun! Diyeceklerimi belle ve seni gönderen kadınlara da anlat ki; hanımların kocası ile iyi geçinip, kocasının hoşnutluğunu kazanması o fazîletlerin hepsine eşit olur.” buyurdu. (Beyhakî, Şuabu’l-îmân, VI, 421; Heysemî, Mecmau’z-zevâid, IV, 305)
Bu güzel haberle sevinen Esmâ hatun hemen gidip duyduğu gerçekleri, Ashâb-ı kirâmın hanımlarına muştulamış ve vazîfelerinin kıymetini anlamalarını sağlayarak şevklerini artırmıştır.
Evin hanımının; evi temizlemesi, eşine ve çocuklarına yemek yapması, çocuklarıyla ilgilenerek kocasının yükünü hafifletmesi, hep kendisi için bir sadakadır. Dolayısıyla, beş vakit farz namazını kılmak şartıyla, evi için yaptığı her çalışma da ibâdettir. Hanımların işi hayli zordur, ama bu zorluk, alınacak mükâfatın yanında hiç hükmünde kalır.
Bu hususta Kur’an-ı Kerimde iki ayet mevcuttur. Bu ayetlerde Cenab-ı Hak gayet açık bir şekilde mealen şöyle buyurmaktadır:
“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin hanımlarına söyle, evlerinden çıktıklarında dış örtülerini üzerlerine alsınlar.”(1)
“Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, namuslarını da korusunlar, zinetlerini açmasınlar, bunlardan görünen kısmı müstesnadır. Başörtülerini de yakalarının üzerini kapatacak şekilde iyice örtsünler.”(2)
Ayetlerde mü’min kadınların nasıl örtünecekleri, hangi yerlerini açabilecekleri açıkça belirtilmiyor. Fakat şu mealdeki hadis-i şerif ayetleri tefsir ediyor. Peygamberimiz (a.s.m.) baldızı Hz. Esma’ya hitaben, “Ey Esma! Bir kadın adet görmeye başlayınca el ve yüzünden başka yerini yabancılara göstermesi caiz değildir.”(3)
Demek ki, büluğ çağına gelmiş olan Müslüman bir hanımın başını kapatması hem Allah’ın hem de Peygamberin emridir. Yani yüz kısmı açık kalacak şekilde başın kalan kısmını, boyun ve göğüsleri örtmek farz-ı ayndır. Açmak ise bir farzın terki sayıldığından haramdır. Allah ve Resulünün emrini dinlemediği için günahkar olmakta büyük bir mes’uliyet altına girer. Günahkar olan kimse, bu günahından kurtulmak için tevbe istiğfar eder, Allah’tan affını diler.
“Ve bir günah işledikleri veya nefislerine zulmettikleri zaman, Allah’ı anarak günahlarının bağışlanmasını isteyenler, hem de yaptıkları günahta bile bile ısrar etmemiş olanlar. İşte onların mükafatı, Rablerinden bir mağfiret ve ağaçları altında ırmaklar akan Cennetlerdir. Orada ebedi olarak kalacaklardır. Güzel amel yapanların mükafatı ne güzeldir.”(4)
Demek ki, bir tevbenin kabul olması, bir günahın affa liyakat kazanması için hiçbir mazeret yokken o günahta ısrar edilmemesi şartı aranmaktadır.
Bu husustaki bir hadisin meali şöyle:
“Mü’min bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta belirir. Eğer o günahtan el çeker, Allah’tan günahının affını dilerse, kalbi o siyah noktadan temizlenir. Eğer günaha devam ederse, o siyahlık artar. İşte Kur’anda geçen ‘günahın kalbi kaplaması’ bu manadadır.”(5)
“Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol vardır” sözü mühim bir gerçeği dile getiriyor. Şöyle ki, bir günahı işlemeye devam eden insan zamanla o günaha alışır, terk edemez bir hale gelir. Bu alışkanlık onu gün geçtikçe daha büyük manevi tehlikelere sürükler. Günahın uhrevi bir cezasının olmayacağına inanmaya, hatta Cehennemin bile olmaması gerektiğine kadar gider. (6)
Böyle bir tehlikeye maruz kalmamak ve şeytanın telkinlerine kanmamak için bir an önce tövbeyi icap ettirecek günahı terk ederek insanın kendine çeki düzen vermesi gerekir.
1) Ahzah Suresi, 59,
2) Nur Suresi, 31,
3) Ebu Davut, Libas 33,
4) Al-i İmran Suresi, 135-136,
5) İbn-i Mace Zühd 29,
6) Lem’alar s7, Mesnev-i Nuriye s115.
Zilhicce ayının ilk on günü Hz.Allah katında diğer aylara göre daha faziletlidir.
hadisi şerif:zilhiccenin ilk on günü içinde yapılan amelden daha sevaplı amel yoktur.
bu on günlerde tekbiri,tehlili,ve hamd bol bol yapmak müstehaptır..
Kuranı kerimde Hz.Allah buyurmuşlarki;malum günlerde Allahın adını ansınlar.
bu günler zilhicce ayının on günü,arefe kurban bayramı ve haccı ekber günlerini içesinde bulundurur.
Zilhicce ayının ilk on gününde oruç tutan kimseye Hz.Allah 10 nimet verir
1.ömrüne bereket verir
2.malını artırır
3.ailesini korur
4.günahlarını afv eder
5.sevaplarını kat kat eder
6.canını son nefeste kolay verir
7.kabrini aydınlatır
8.terazisi ağır gelir
9.cehenneme atılmaktan kurtulur
10.cennetteki dereceleri ükselir
Rabbim sevdiği kullarına tabi olmayı bizlere nasip eylesin.selametle kardeşler

Allahü ekber, Allahü ekber, lâ İlâhe illallahü vellahü ekber, Allahü ekber ve Lillahilhamd”
Teşrik tekbirlerini getirmek vaciptir.
Erkek, kadın, misafir, mukîm, her mükellefe vaciptir.
Arefe gününün sabahının farz namazını kılımıyla başlar, Kurban bayramının dördüncü günü ikindi namazı farzının kılımıyla biter.
Toplam 23 vakit farz namaz arkasından teşrik tekbirleri getirmek herkese vaciptir.
Tekbirler farz namazın selamına bitişik olarak bir defa söylenerek yerine getirilir.
Teşrik günlerinde namazı kazaya kalanlar, tekbirleride kaza eder.
Teşrik günleri dışında kazaya kalan namaz kılınırsa tekbirler getirilmez.
Kadınlar bu tekbirleri gizli olarak getirirler.
Bir gün annesi tarladan kaldırdığı buğdayları, biriyle Ubeydullah-ı Ahrâr’a gönderdi. Ubeydullah-ı Ahrâr buğdayları ambara koymakla meşgûlken, buğdayları getiren kimse, boş çuvallarını alıp gitti. Nereye gittiği ve hangi yoldan gittiği belli değildi. Ubeydullah-ı Ahrâr o anda neden bu zavallı ve garib kimseden duâ almadığına üzüldü. İçine garib bir ızdırap çöktü.
Buğdayı olduğu gibi bırakıp koşarak o kimsenin peşine düştü. Yanına vararak tevâzu ile kendisine duâ etmesini istedi ve;
-Beni gönlünüze alın. Hâlime biraz inâyet nazarıyla bakın. Belki duânız ve himmetiniz bereketiyle Allahü teâlâ beni bağışlar, merhâmet eder de yolum açılır, dedi.
Onun yüzüne şaşkın ve hayret dolu ifâdelerle bakan zât;
-Zannediyorum ki Türk şeyhlerinin söyledikleri; “Her geleni Hızır bil, her geceyi Kadir bil” sözüne göre hareket ediyorsun. Fakat ben hiçbir özelliği olmayan kendi hâline yaşayan bir kimseyim. Elimi yüzümü bile lâyıkı ile yıkamayı bilmem. Senin istediğin şeyden ben haberdâr değilim. O bende yoktur.” dedi.
Ubeydullah-ıAhrâr duâ etmesi için yalvarmaya devâm etti. O kimse, Ubeydullah-ı Ahrâr’ın yalvarışına dayanamayarak ellerini kaldırdı ve;
-Allahü teâlâ senin kalb gözünü açsın, diye duâ etti. Bu duâ bereketiyle Ubeydullah-ı Ahrâr’ın kalbinde açılmalar oldu.
Zeynep’le annesi, o içinde her şey olan kitabı, yani Kur’ân’ı okumaya başladılar Önce annesinin ağzından bir fısıltı duyar gibi oldu Zeynep “Efendim?” dedi Kendisine bir şey söylendiğini sanmıştı “Besmele çektim” dedi annesi “Bismillahirrahmanirrahim”
Zeynep şimdi daha iyi duymuştu “Dedem beni kucağına alırken de aynı şeyi söylemişti” dedi
Annesi gülümsedi
“Çünkü her işin başı ‘Bismillah’tır Her işe başlarken ‘Bismillahirrahmanirrahim’ deriz Kur’ân okumaya başlarken de, yemek yapmaya başlarken de”
Zeynepcik sormadan edemedi:
“Neden bismillah diyoruz ki? Sebebini tam anlayamadım”
Annesi gözlerinin içine baktı Zeynep’in Bu bakış çok hoşuna giderdi Annesinin gözlerinin içinde kendisini görebiliyordu
Annesi anlatmaya başladı
“Hani, hatırlar mısın, bir masalda, ‘Açıl susam açıl!’ deyince açılan bir kapı vardı Kapı bu sözü söylemeden açılmıyordu”
Zeynep başını salladı Annesinin gözlerinin içindeki Zeynep de salladı başını
“Biz bu söze ‘parola’ diyoruz Dün seyrettiğimiz filmde de vardı, hatırlasana Kapıya bir yabancı gelirse, parolayı soruyorlardı Bilemezse içeri almıyorlardı Parolayı bilmeyen dışarda kalıyor, yabancı ve düşman sayılıyor Ama parolayı söyleyince, herkes dost olduğunu anlıyor ve sana öyle davranıyor”
Zeynep bütün bunların “Bismillahirrahmanirrahim”le ilgisini merak ediyordu Gözlerini annesinin gözlerinden ayırmadan öylece durdu Dudakları aralanmıştı meraktan
“Bismillah da onun gibi bir parola işte!” dedi annesi “Bir işi yapmaya başlayınca, varlıklar âleminin kapısını aralarsın Onların seni tanımasını, sana destek olmasını umarsın O zaman bir işe başlar başlamaz, kendini tanıtman gerek Onları ve seni yaratan Allah adına burada olduğunu söylemelisin İşte ‘Bismillah’ diyerek, Allah’ın adıyla iş yaptığını hatırlatırsın, O’nun kulu olduğunu hatırlarsın, O’nun izniyle hareket ettiğini söylemiş olursun Yani, bu âlemin parolasını fısıldamış olursun Eğer parolayı söylemezsen, yabancı ve düşman sanılırsın Bir bahçeye izinsiz girmek gibi bir şey bu! O zaman sana kapılar açılmaz, işlerin kolaylaşmaz Parolayı söylersen kapılar açılır, yabancılık çekmezsin, hiçbir şey de sana yabancı ve düşmanmış gibi gözükmez
“İşte biz de ‘Bismillah’ diyerek başlıyoruz okumaya; tâ ki Rabbimizin söyledikleri bize açılsın ve ne sorumuz varsa cevaplansın”
Zeynep, “Şimdi ‘Bismillah’ deyince Kur’ân’ın kapağı kendiliğinden mi açılacak?” diye sordu
Annesi bu masumca soruya tebessümle karşılık verdi Biraz gülüştüler
“Aslında, evet!” dedi annesi “Biz Allah adına açacağız Kur’ân’ı ve o da bize sırlarını açacak, sorularımızı cevaplayacak”
“Hadi var mısın?” dedi annesi Elinden tuttu Zeynep’in
Kur’ân’ın ilk kapağını Zeynep’in minik elleri kaldırdı Ama önce parolayı söyledi: “Mismillah!”


