Öğretmen, öğrencilerin aklını karıştırmak için:
- Çocuklar, demiş. Allah hepimizin cennete gitmesini istediği halde, neden bizi dünyaya göndermiş? Çocuklardan biri, soruya karşılık vermiş:
– Öğretmenim, demiş. Şüphesiz ki siz bizim sınıf geçmemizi istiyorsunuz. O halde neden hepimize birer 10 vermeyip imtihan ediyorsunuz?..
Posts Tagged 'iman'
Sevgi harcadıkça çoğalır
Sevgi mahlukat ağacının tohumudur
Allah alemi sevgiyle yaratmıştır
Allah hem sevendir, hem sevilendir
Sevginin başöğretmeni peygamberimizdir
Allah iyi kullarını çok sever, onlardan razı olur
Sevgi karın doyurmaz ama ruh doyurur
Sevgi ispat ister bedel ister
En çok sevdiğiniz Allah’tan başkası olamaz
Kişi sevdiğine neler feda etmezki!
Seven yok olmaz, ölümsüzleşir
Seven mutlu olur, sevmeyen mutsuz
Allah kıskançtır, en çok kendisinin sevilmesini ister
Başkalarının kendisi gibi sevilmesini affetmez
Allah sevgisi hürriyettir, Mahlukat sevgisi esarettir
Sevgi birlik ve beraberliktir
Allah’ı sever gibi başkasını sevmek şirktir
Sevgi mutluluktur, Allah kendisini seveni mutlu eder
Seven, sevgiyi kaybetmekten sakınır
Seven, sevdiğini razı etmek için üzerine titrer…
■- Onlar zekatlarını hakkıyla verirler ” Bakara 177
■ – Onlar yakınlarına (akrabalarına) yardım ederler ” Bakara 177
■ – Onlar yoksullara ve esir düşenlere yardım ederler ” Bakara 177
■ – Onlar yolda kalmışlara ve hastalara yardım ederler ” Bakara 177
■ – Onlar zorda, darda ve savaş alanında sabrederler ” Bakara 177
■ – Onlar mallarıyla ve canlarıyla cihad ederler ” Tevbe 5
■ – Onlar söz verdiklerinde sözlerinde dururlar ” Bakara 177
■ – Onlar adaklarını yerine getirirler ” İnsan 7
■ – Onlar emanete asla ihanet etmezler ” Bakara 177
■ – Onlar yeminlerini hiçbir zaman bozmazlar ” Nahl 94
■ – Onlar Allah’ın ahdını yerine getirirler, anlaşmayı bozmazlar ” Rad 20
■ – Onlar zinaya asla yanaşmazlar ” Mü’minun 5
■ – Onlar namuslarını (ırzlarını) korurlar ” Furkan 68
■ – Onlar boş şeylerden tümüyle yüz çevirirler ” Mü’minun 3
■ – Onlar anne ve babalarına asla öf bile demezler ” İsra 23
■ – Onlar insanlara iyiliği emreder, kötülükten de alıkoyarlar ” Enfal 71
■ – Onlar Allah adı anıldığında kalpleri ürperir ” Enfal 2
■ – Onlar asla yalan söylemezler ” Mü’minun 8
■ – Onlar asla kötü zanda bulunmazlar ” Casiye 24
■ – Onlar geceleri az uyurlar ” Zariyat 17
■ – Onlar yetimin hakkını asla yemezler ” Nisa 2
■ – Onlar cahillerle asla tartışmazlar ” Furkan 63
■ – Onlar hakkı bile bile gizlemezler ” Bakara 144
■ – Onlar asla yalancı şahitlik yapmazlar ” Furkan 72
■ – Onlar haksız yere bir cana kıymazlar ” En’am 108
■ – Onlar kınayıcının kınamasından korkmazlar ” Maide 5
■ – Onlar insanların kusurlarını affederler ” Ali İmran 135
■ – Onlar insanlar arasında adaletle hükmederler ” Şura 38
■ – Onlar verilen rızıktan yerli yerince harcalar (israf etmezler) ” Enfal 3
■ – Onlar kafirler ile Allah yolunda savaşırlar ” Ali İmran 28
■ – Onlar inananlara sen mü’min değilsin demezler ” Nisa 94
■ – Onlar ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yaparlar ” En’am 52
■ – Onlar kızdıkları zaman öfkelerini yenerler ” Ali İmran 133
■ – Onlar yoksulluk yüzünden evlatlarını öldürmezler ” En’am 151
■ – Onlar yapacakları işlerde kendi aralarında danışırlar (İstişare) ”
■ – Onlar Allah’ın ayetlerini az bir değere satmazlar ” Ali İmran 199
■ – Onlar dillerini eğip bükerek geveleyip konuşmazlar ” Nisa 135
■ – Onlar kafirlere karşı sert, birbirlerine karşı merhametlidirler ” Fetih suresi
Dedim: Çok yalnızım.
Dedin: … فَإِنِّي قَرِيبٌ Ben ki sana çok yakınım. Bakara-186
Dedim: Evet biliyorum sen bana yakınsın ama ben senden uzağım, keşke ben de sana yakın olabilseydim.
Dedin: وَاذْكُر رَّبَّكَ فِي نَفْسِكَ تَضَرُّعاً وَخِيفَةً وَ دُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالآصَالِ
Rabbini sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Araf-205
Dedim: Buda senin yardımını ister
Dedin: أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْ ALLAH’ın sizi bağışlamasını istemez misiniz? Nur-22
Dedim: Tabii ki, beni affetmeni çok isterim.
Dedin: وَاسْتَغْفِرُواْ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُواْ إِلَيْهِ(Öyleyse)Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin. Gerçekten benim rabbim, esirgeyendir, sevendir. Hud-90
Dedim: Çok günahkârım, bu kadar günahla ben ne yaparım?
Dedin:أَلَمْ يَعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ ALLAH’ın, kullarının tövbesini kabul edeceğini.. ve ALLAH’ın tövbeyi çok kabul eden ve pek esirgeyen olduğunu hâlâ bilmezler mi? Tevbe-104.
Dedim: Defalarca tövbe edip tövbemi bozdum, artık yüzüm kalmadı.
Dedin: اللَّهِ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ (2) غَافِرِ الذَّنبِ وَقَابِلِ التَّوْبِِ ALLAH aziz ve bilendir, o günahları bağışlayan ve kullarının tövbesini kabul edendir. Ğafir-2/3.
Dedim: Bunca günahım var,hangisinin tövbesini yapayım?!
Dedin: إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًاALLAH bütün günahları bağışlayandır. Zümer-53.
Dedim: Yani yine gelsem yine beni bağışlar mısın?
Dedin: وَ مَن يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ اللّهُALLAH’tan başka günahları bağışlayacak olan yoktur. Ali İmran-135.
Dedim: Ne kadar güzelsin ALLAH’ım! Bilmiyorum bu sözlerin karşısında niçin böylesine içim içime sığmıyor ve erimeye başlıyorum, seni çok seviyorum.
Dedin: إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَ يُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ Şüphesiz ki ALLAH tövbe edenleri ve temizlenenleri sever.
Birden ‘İlahım ve Rabbim benim senden başka kimim var’ dedim.
Sen de أَلَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ
‘ALLAH kuluna yetmez mi?’ (Zümer-36) dedin.
Dedim: Sen ki beni bu kadar çok seviyorsun ve bana karşı bu kadar iyisin ben ne yapabilirim?
Dedin: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْرًا كَثِيرًا (41) وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأَصِيلًا (42) هُوَ الَّذِي يُصَلِّي عَلَيْكُمْ وَمَلَائِكَتُهُ لِيُخْرِجَكُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا
Ey inananlar! ALLAH’ı çokça zikredin. Ve O’nu sabah-akşam tesbih edin. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize rahmetini gönderen Odur. Melekleri de size istiğfar eder. ALLAH, müminlere karşı çok merhametlidir. Ahzap-41/43.
Kendi kendime dedim: ALLAH’ım seni çok seviyorum.
—
Vefa, dost ikliminde yetisir ve bizim yamaclarımızın gülüdür..
—
9-8-7-6-5-4-3-2-1-0
Okuyun bakalım rakamları :
* Eger ‘9′ canli olsaydın bile
* En çok ‘8′ kez kaçabilirdin ölümden
* Bilki ‘7′ düvele sultan olsan dahi
* Yerin ‘6′ mekan olacak sana
* En fazla ‘5′ metre kumaş götürebileceksin
* Kapatacaksin ‘4′ açsanda gözünü
* Bu dünya ‘3′ günlük dünya
* Azrailin yaninda ‘2′ kat olup yalvarsanda nafile
* Elbet ‘1′ gün öleceksin
* Işte o zaman herşey ‘0′ dan başlayacak
Çünkü ÖLÜM bir yok oluş degil
YENiDEN DOGUSTUR…!
Kendimize hiç sorduk mu acaba ? Yaşamın neresindeyim, imanımın neresindeyim,… ve dahi neresindeyimin neresindeyim. Belki ömrümüzün son demlerini yaşarken böylesine kendimize zaman ayırıp hesap görebildik mi ? Bunları öylesine unutmuşuz ki bir türlü fırsat bulamıyor, vakit ayıramıyoruz. Ötesi kendimizi, sevdiklerimizi, hayallerimizi, düşüncelerimizi de eklersek müthiş derecede zavallı duruma gelen bizler bu duruma daha ne kadar tahammül edebiliriz. Bunlar kesinlikle isyan değil. Üzüntümüzün, sıkıntımızın bir türlü kendimizi bulamamış olmanın buhranı, çevremizin, insanların, değer yargılarımızın dejenere olması, dostlukların, arkadaşlıkların menfaatlere kurban edilmiş olması ve düzeni çıkar, maddiyat olan zihniyet.
Herşeyimizi insan olarak maneviyatımızı, saflığımızı, temiz düşüncelerimizi, güvenimizi, sevgimizi, saygımızı en önemlisi takvamızı
[ imanımızı ] çalma uğraşı içindeler.Tabiri caizse, pamuk ipliğine bağlı imanımızı güçlü, kuvvetli hale getirmek şöyle dursun; hergün belki sayısız günah işleyip tövbe – istiğfar etmeden, ar damarı çatlamışcasına, emr-i bil maruf’u bırakıp nehy-i anil münker’i terk ederek kısaca ALLAH’tan (c.c.) uzaklaşarak kendimizi nasıl bir ateşe attığımızı göremiyor muyuz?
Biz aramalıyız ihlasımızı, gönül ateşimizi,gönül zenginliğimizi, kalbimizin heyecanını bu öyle bir hasret ki; gönül gözü açık kalple muazzam bir tatlılık, zevk ve tarifi olmayan duygularımızın lezzetini bulmak, ulvi derecelere ulaşmak gerekiyor.Sabretmesini bilmiyor, devamlı hata yapıyoruz.
Yani hergün için yeni bir sayfa açıyor olmamızla beraber, birgün temiz, beyaz sayfaların biteceğini bilmeliyiz biliyoruz. İnsan bir boşluk ve amaçsızlık içinde hissedebilir kendini. Sanki şu ana kadar bahsedilenler de bir karamsarlık hissedilse de esası hesapsız yaşamanın bir faturası sonunda ağır olabilir.
Bu yüzden dir ki gün bugün ise hesap bugünden görülmeli yapılan hatalardan bir ders almanın vakti geldide geçiyor. Zaman değerli su misali akıp gidiyor.
Şuurlanmalıyız. Rabbimizden hakkıyla korkmalıyız ibadet ve taatta bulunmalıyız.
İmanımızı kurtarmalıyız. Mevlamızın kulları olarak rahmetine yürüyebilmeliyiz. Rahmetini celbedecek bir ömür yaşamalıyız. Huzur iklimine güzelliklere doğru yol almalıyız.
” Aşk’ı unutmuştuk, AŞIK olmalıyız BiZ. ”
Kur’an-ı Kerimin açık ifadesiyle ilk insan Hz. Adem’dir. Cenab-ı Hak onu yaratırken toprak unsurunu tercih etmiş, ondan yaratmış, daha sonra da ruh vermiştir. İlahi hikmet, hem Hz. Adem’e bir can yoldaşı olması hem de insan nevinin üreyip çoğalması için Havva validemizi yaratmıştır.
Nisa Sûresinin 1. ayet-i kerimesinde bu yaratılış, “O insandan eşini vücuda getirdi” mealindeki cümlesiyle ifade edilir.
Meşhur tefsirlerde bu ayet açıklanırken şöyle denilir: Cenab-ı Hak, Havva’yı Hz. Adem’in sol kaburga kemiğinden yarattı. O sırada Hz. Adem’i hafif bir uyku tuttu. Bir müddet sonra uyandığında Hz. Havva’yı gördü. İlk anda şaşırdı, sonra çok sevindi. Kalbi hemen ona ısındı ve aralarında bir ünsiyet ve ülfet meydana geldi.
Bu mesele hadis-i şeriflerde açıkça beyan edilir. Bu hususta rivayet edilen iki hadis-i şerifin meali şöyledir:
Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor. Resul-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuşlardır: “Kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. O, memnun olacağın bir tarzda dosdoğru devam edemez. Eğer ondan faydalanmak istiyorsan bu eğri haliyle birlikte faydalanırsın. Tam arzuna göre düzeltmeye kalkarsan onu kırarsın. Onun kırılması da boşanmasıdır.”
Hz. Ebû Hüreyre’nin başka bir rivayetinde de Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyururlar:
“Allah’a ve Ahiret gününe iman eden, bir meseleye şahit olduğu, gördüğü zaman ya hayır konuşsun veya sussun. Kadınlar hakkında iyilik ve hayır tavsiye ediniz. Çünkü onlar kaburga kemiğinden yaratılmışlardır. Kaburga kemiğinin en eğri tarafı da üst tarafı, uç kısmıdır. Eğer onu doğrultup düzeltmeye kalkışırsanız, onu kırarsınız. Kendi halinde bırakırsanız daima eğri kalır. Öyle ise birbirinize, kadınlara iyi davranmayı tavsiye ediniz” (1)
Hadis-i şerif, ilk kadın olması itibariyle Hz. Havva’ nın, dolayısıyla bütün kadın sınıfının hem maddi bakımdan yaratılışına, hem de huy, karakter, tabiat, mizaç ve bünyesine işaret etmektedir. Hz. Havva ilk kadındı. Cenab-ı Hak onu bir hikmet eseri olarak Hz. Adem’in bir parçasından yaratmıştı. Daha sonraki bütün kadın ve erkekler bu iki insandan türemiş, çoğalmıştır.
Gerek Hz. Adem’in yaratılışında, gerekse daha sonra Havva validemizin yaratılışında nasıl bir yaratılış kanunu, hangi hikmete binaen cereyan etmiştir, bilemiyoruz. Bu, kudret-i İlahiyeyi göstermesi yanında, aynı zamanda insan yaratılışına babayı birinci derecede, anneyi de tali, ikinci derecede gösteriyor. Yani çocuğun teşekkülüne sebep olan sperm erkekten geldiğinden, bu durumda baba birinci derecede rol oynamaktadır. Elmalılı merhumun ifadesiyle “Telkihi yapan erkek ve alan kadın olmak haysiyetiyle erkek mukaddem, kadın tali bulunuyor.”(2)
Ayrıca ilk erkek olan Hz. Adem’in, ilk kadın olan Havva’nın yaratılışı tamamen istisnai bir durumdur. Şu noktayı da önemle belirtmek gerekir. Bilim adamlarımızın ifadesine göre insanın her hücresinde, program bazında, bütün organlarının karakterleri mevcuttur. Hangi şey yaratılacaksa ona ait özelliklerin ortaya çıkmasına izin verilir, diğerleri baskı altında tutulur. Buna göre, Hz. Havva’nın yaratılışında kaburga kemiğinden bir hücre, temel olmuş olabilir. Bu hücre bir saç hücresi yahut ciğer hücresi de olabilirdi. İlahi hikmet bunu böylece takdir etmiştir.
(1). Müslim, feda: 59-60.
(2). Hak Dini Kur’an Dili, 2:1274.
Bir hadis rivayetinde şöyle buyurulmuştur: “Evlatlarınıza yüzmeyi ve (ok vb.)atıcılığı öğretin. Mümin bir bayan için evinde dokuma işini yapması/yün eğirmesi ne güzel bir eğlencedir.” (Kenzu’l-Ummal, h. No. 45343).
Diğer bir rivayette şu ifadelere yer verilmiştir: -Bayanlara hitaben; “Sizden birinizin kendi evinde yapacağı bir iş, mücahitlerin yaptığı cihat sevabını kazandırır inşaellahu tealâ.” (Kenzu’l-Ummal, h. No. 45146).
Bu ve benzeri rivayetlerden, Peygamber Efendimiz (asm) zamanında, kadınların ev işlerinde çalıştıklarını görmekteyiz. Hatta Hz. Peygamber’in en sevgili kızı Hz. Fâtıma’nın, ev işlerinin en ağırını, en çok rahatsız edenini bile yaptığını, bu yüzden ellerinin yara, omuzlarının ezik ve bere içinde kaldığını görmekteyiz. Bundan dolayı bir hizmetçi isteyen Fatıma validemize Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Allah’a olan farzlarını eda et, ailenin işlerini yap Yatağına girince otuz üç kere sübhanallah, otuz üç kere elhamdülillah, otuz dört kere Allahuekber de. Böylece hepsi yüz yapar. Bu senin için hizmetçiden daha hayırlıdır” (Buhari, Fedailul Ashab 9; Müslim, 80, (2727); Ebu Davud, Harac 20, (2988, 2989)
Ayrıca kocasının ihtiyaçlarına yardım eden, çocuklarının bakımını yerine getiren ve ev işlerini yapan kadınların, bu işlerden dolayı, erkeklerin yaptıkları ama kadınların yapamadığı bazı ibadetlerden mahrum kalmadıkları, bu ibadetlere o kadınların da ortak oldukları müjdelenmiştir. Nitekim şu olay bunun en güzel örneklerinden biridir:
Esma isimli sahabiye, çok yerinde ve güzel konuşan, akıllı bir hanımdı. Rasûlullâh (s.a.v)’ın huzûruna çıktığında, Efendimiz’e derin bir saygı içerisinde ve tatlı bir ifâde ile şunları söyledi:
“Anam babam sana fedâ olsun ey Allâh’ın Rasûlü! Ben kadınlar tarafından elçi olarak gönderildim. Allah seni bütün erkeklere ve kadınlara Peygamber olarak göndermiştir. Biz kadınlar sana ve senin Rabbine îmân ettik. Lâkin biz evlere kapanıp kalıyoruz. Beylerimize hizmet edip çocuk yetiştiriyoruz. Siz ise Cumâ namazları kılmak, câmilere ve cemâate gitmek, hastaları ziyâret etmek, cenâze namazı kılmak, hac üstüne hac yapmak, daha da önemlisi Allâh yolunda muhârebe ve cihâd etmek gibi fazîletlerle bizden üstün oluyorsunuz. Ancak siz hac, umre ve kâfirlerle mücâhede etmek üzere evinizden çıktığınız vakitlerde biz sizin mallarınızı korur, iplik eğirip elbiselerinizi dokur ve çocuklarınızı besleriz. O hâlde bizler de o hayır ve sevaplı işlerin ecirlerinde sizlere ortak olur muyuz?”
Peygamber Efendimiz (asm) Esmâ’nın bu sözlerini dinledikten sonra, yanlarında bulunan ashâbına dönerek: “Siz hiç din işlerinde soru soran bir kadından, bundan daha güzel sözler işittiniz mi?” buyurdu. Onlar da: “Ey Allâh’ın Rasûlü! Biz bir kadından, böyle güzel ifâdeler beklemezdik!” dediler.
Rasûl-i Ekrem tekrar ona hitâb ederek:
“Ey hatun! Diyeceklerimi belle ve seni gönderen kadınlara da anlat ki; hanımların kocası ile iyi geçinip, kocasının hoşnutluğunu kazanması o fazîletlerin hepsine eşit olur.” buyurdu. (Beyhakî, Şuabu’l-îmân, VI, 421; Heysemî, Mecmau’z-zevâid, IV, 305)
Bu güzel haberle sevinen Esmâ hatun hemen gidip duyduğu gerçekleri, Ashâb-ı kirâmın hanımlarına muştulamış ve vazîfelerinin kıymetini anlamalarını sağlayarak şevklerini artırmıştır.
Evin hanımının; evi temizlemesi, eşine ve çocuklarına yemek yapması, çocuklarıyla ilgilenerek kocasının yükünü hafifletmesi, hep kendisi için bir sadakadır. Dolayısıyla, beş vakit farz namazını kılmak şartıyla, evi için yaptığı her çalışma da ibâdettir. Hanımların işi hayli zordur, ama bu zorluk, alınacak mükâfatın yanında hiç hükmünde kalır.
Bu hususta Kur’an-ı Kerimde iki ayet mevcuttur. Bu ayetlerde Cenab-ı Hak gayet açık bir şekilde mealen şöyle buyurmaktadır:
“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin hanımlarına söyle, evlerinden çıktıklarında dış örtülerini üzerlerine alsınlar.”(1)
“Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, namuslarını da korusunlar, zinetlerini açmasınlar, bunlardan görünen kısmı müstesnadır. Başörtülerini de yakalarının üzerini kapatacak şekilde iyice örtsünler.”(2)
Ayetlerde mü’min kadınların nasıl örtünecekleri, hangi yerlerini açabilecekleri açıkça belirtilmiyor. Fakat şu mealdeki hadis-i şerif ayetleri tefsir ediyor. Peygamberimiz (a.s.m.) baldızı Hz. Esma’ya hitaben, “Ey Esma! Bir kadın adet görmeye başlayınca el ve yüzünden başka yerini yabancılara göstermesi caiz değildir.”(3)
Demek ki, büluğ çağına gelmiş olan Müslüman bir hanımın başını kapatması hem Allah’ın hem de Peygamberin emridir. Yani yüz kısmı açık kalacak şekilde başın kalan kısmını, boyun ve göğüsleri örtmek farz-ı ayndır. Açmak ise bir farzın terki sayıldığından haramdır. Allah ve Resulünün emrini dinlemediği için günahkar olmakta büyük bir mes’uliyet altına girer. Günahkar olan kimse, bu günahından kurtulmak için tevbe istiğfar eder, Allah’tan affını diler.
“Ve bir günah işledikleri veya nefislerine zulmettikleri zaman, Allah’ı anarak günahlarının bağışlanmasını isteyenler, hem de yaptıkları günahta bile bile ısrar etmemiş olanlar. İşte onların mükafatı, Rablerinden bir mağfiret ve ağaçları altında ırmaklar akan Cennetlerdir. Orada ebedi olarak kalacaklardır. Güzel amel yapanların mükafatı ne güzeldir.”(4)
Demek ki, bir tevbenin kabul olması, bir günahın affa liyakat kazanması için hiçbir mazeret yokken o günahta ısrar edilmemesi şartı aranmaktadır.
Bu husustaki bir hadisin meali şöyle:
“Mü’min bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta belirir. Eğer o günahtan el çeker, Allah’tan günahının affını dilerse, kalbi o siyah noktadan temizlenir. Eğer günaha devam ederse, o siyahlık artar. İşte Kur’anda geçen ‘günahın kalbi kaplaması’ bu manadadır.”(5)
“Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol vardır” sözü mühim bir gerçeği dile getiriyor. Şöyle ki, bir günahı işlemeye devam eden insan zamanla o günaha alışır, terk edemez bir hale gelir. Bu alışkanlık onu gün geçtikçe daha büyük manevi tehlikelere sürükler. Günahın uhrevi bir cezasının olmayacağına inanmaya, hatta Cehennemin bile olmaması gerektiğine kadar gider. (6)
Böyle bir tehlikeye maruz kalmamak ve şeytanın telkinlerine kanmamak için bir an önce tövbeyi icap ettirecek günahı terk ederek insanın kendine çeki düzen vermesi gerekir.
1) Ahzah Suresi, 59,
2) Nur Suresi, 31,
3) Ebu Davut, Libas 33,
4) Al-i İmran Suresi, 135-136,
5) İbn-i Mace Zühd 29,
6) Lem’alar s7, Mesnev-i Nuriye s115.
İbadete ilişkin konularda çevrenizdeki insanların tevillerine mutlaka şahit olmuşsunuzdur. Bazısı henüz çok genç olduğunu, şu an hayatını yaşayıp, ileriki yaşlarda tevbe ederek ibadet etmeye başlayacağını söyler, bazısı da cehennemin şu ana kadar yaşayan bütün kötü insanları alamayacağını düşünüp, nasılsa Allah affeder diye kendisini avutur. Kimi ölümden sonraki ahiret hayatına inanmaz, kimi de ölümün kendisinden çok uzak olduğunu zanneder. Cehennemde cezasını çektikten sonra, sonunda mutlaka cennete gireceğini zannedenler de çoktur.
Bütün bu gerçek dışı düşünceleri insanlara telkin eden şeytandır. Allah’ın yolundan insanları alıkoymaya and içen şeytan, görevini yaparken çok zekice taktikler uygular. Allah’ın izni ile zayıf karakterli insanlara dünya hayatının süslü ve çekici yönlerini gösterip, çoğu zaman onları Allah’ın adı ile kandırır.
İnsanların büyük bölümü Allah’ın varlığından haberdardır ve O’na inandıklarını söylerler. Ancak Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemedikleri için, O’nun affeden, merhamet eden sıfatlarını bilir, fakat kahreden, intikam alan, azap eden sıfatlarını görmezden gelirler.
O, kulları üzerinde kahredici (kahhar) olandır. Size koruyucular gönderiyor. Sonunda sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, elçilerimiz onun ‘hayatına son verirler.’ Onlar (bu işte, ne eksik ne fazla) kusur etmezler. (En’am Suresi -61)
Andolsun, biz senden önce kendi kavimlerine elçiler gönderdik de onlara apaçık belgeler getirdiler; böylece biz de suçlu günahkarlardan intikam aldık. İman edenlere yardım etmek ise, bizim üzerimizde bir haktır. (Rum Suresi -47)
Düştükleri bu yanılgı sonucunda da, Allah’ın razı olmadığı bütün tavırları rahatça gösterir ve bundan dolayı bir pişmanlık veya rahatsızlık duymazlar. Allah’ın adını kullanarak insanları yoldan çıkaran şeytan, insanlara kötülükleri rahatça yapıp edebileceklerini, tevbe imkânları olduğunu ve Allah’ın nasılsa affedeceğini telkin eder. Akıldan yoksun olan insanlar da bu vaade inanır ve asla günahtan ve haramdan sakınmazlar. Yüce Rabbimiz, aldatıcıların, Allah’ın adı ile kandırması konusunda insanları şu şekilde uyarmıştır:
Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah’ın va’di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah’ın adını kullanarak) aldatmasın. (Fatır Suresi -5)
İnsanların çoğu, aldıkları bu telkinledünyahayatının bütün zevklerini hiç düşünmeden tüketirler. Ölümün yaklaştığını hissettikleri anda da tövbe etmeyi planlar ve ahirette de bağışlananlardan olacaklarını zannederler. Yüce Rabbimiz, sonsuz bağışlayıcıdır ancak bu, bir hata işleyen ve fark ettiğinde bu hatasından hemen dönen ve tekrar etmemek için gayret gösteren akıl ve vicdan sahibi kullar için geçerlidir. Bir ayette Rabbimiz bu gerçeği şu şekilde açıklamıştır:
Allah’ın (kabulünü) üzerine aldığı tevbe, ancak cehalet nedeniyle kötülük yapanların, sonra hemencecik tevbe edenlerin(kidir). İşte Allah, böylelerinin tevbelerini kabul eder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır. (Nisa Suresi -17)
Hayatı boyunca Kuran ahlakına uygun yaşamayıp ölüm anında tevbe eden ve inananlar için ibret olan Firavunun durumu, ayette şu şekilde haber verilmiştir:
Biz, İsrailoğulları’nı denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun): “İsrailoğulları’nın kendisine inandığı (İlah’tan) başka İlah olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım” dedi.
Şimdi, öyle mi? Oysa sen önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın. (Yunus Suresi -90, 91)
Çevrenizde Allah’ın bir kısım emir ve yasaklarını uygulayıp, diğer kısmını ise göz ardı eden insanlara çok rastlamışsınızdır. Çoğu zaman uyguladıkları kısmının kendilerinin cennete gitmesi için yeterli olacağını, güçlerinin bu kadarına yettiğini ve kalan kısmını da Allah’ın affedeceğini söylerler. Bu kişiler bu tavırlarıyla, yaptıkları ibadette Allah’a minnet etmektedirler. Oysa farkında olmadıkları çok önemli bir konu vardır ki, insanın iman ve ibadet etmeye kendisinin ihtiyacı olduğudur. “… Allah hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır…” (Bakara Suresi – 263) , ayetinde belirtildiği gibi, Allah’ın, hiç kimsenin ibadetine ve kulluğuna ihtiyacı yoktur. Bu konu bir ayette Rabbimiz tarafından şöyle açıklanmıştır:
Müslüman oldular diye sana minnet etmektedirler. De ki: “Müslümanlığınızı bana karşı minnet (konusu) etmeyin. Tam tersine, sizi imana yönelttiği için Allah size minnet etmektedir. Eğer doğru sözlüler iseniz (bunu böyle kabullenmeniz gerekir.)” (Hucurat Suresi – 17)
Yaşadığımız her günün son günümüz olabileceğini, tevbe etmeye fırsat bulamadan kendimizi Allah’ın huzurunda hesap verirken bulabileceğimizi, son pişmanlığın ve keşke demenin fayda etmeyeceği o günü asla unutmayalım.