Öğretmen, öğrencilerin aklını karıştırmak için:
- Çocuklar, demiş. Allah hepimizin cennete gitmesini istediği halde, neden bizi dünyaya göndermiş? Çocuklardan biri, soruya karşılık vermiş:
– Öğretmenim, demiş. Şüphesiz ki siz bizim sınıf geçmemizi istiyorsunuz. O halde neden hepimize birer 10 vermeyip imtihan ediyorsunuz?..
Posts Tagged 'İbretli Kıssalar'
Dedim: Çok yalnızım.
Dedin: … فَإِنِّي قَرِيبٌ Ben ki sana çok yakınım. Bakara-186
Dedim: Evet biliyorum sen bana yakınsın ama ben senden uzağım, keşke ben de sana yakın olabilseydim.
Dedin: وَاذْكُر رَّبَّكَ فِي نَفْسِكَ تَضَرُّعاً وَخِيفَةً وَ دُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالآصَالِ
Rabbini sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Araf-205
Dedim: Buda senin yardımını ister
Dedin: أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْ ALLAH’ın sizi bağışlamasını istemez misiniz? Nur-22
Dedim: Tabii ki, beni affetmeni çok isterim.
Dedin: وَاسْتَغْفِرُواْ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُواْ إِلَيْهِ(Öyleyse)Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin. Gerçekten benim rabbim, esirgeyendir, sevendir. Hud-90
Dedim: Çok günahkârım, bu kadar günahla ben ne yaparım?
Dedin:أَلَمْ يَعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ ALLAH’ın, kullarının tövbesini kabul edeceğini.. ve ALLAH’ın tövbeyi çok kabul eden ve pek esirgeyen olduğunu hâlâ bilmezler mi? Tevbe-104.
Dedim: Defalarca tövbe edip tövbemi bozdum, artık yüzüm kalmadı.
Dedin: اللَّهِ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ (2) غَافِرِ الذَّنبِ وَقَابِلِ التَّوْبِِ ALLAH aziz ve bilendir, o günahları bağışlayan ve kullarının tövbesini kabul edendir. Ğafir-2/3.
Dedim: Bunca günahım var,hangisinin tövbesini yapayım?!
Dedin: إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًاALLAH bütün günahları bağışlayandır. Zümer-53.
Dedim: Yani yine gelsem yine beni bağışlar mısın?
Dedin: وَ مَن يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ اللّهُALLAH’tan başka günahları bağışlayacak olan yoktur. Ali İmran-135.
Dedim: Ne kadar güzelsin ALLAH’ım! Bilmiyorum bu sözlerin karşısında niçin böylesine içim içime sığmıyor ve erimeye başlıyorum, seni çok seviyorum.
Dedin: إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَ يُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ Şüphesiz ki ALLAH tövbe edenleri ve temizlenenleri sever.
Birden ‘İlahım ve Rabbim benim senden başka kimim var’ dedim.
Sen de أَلَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ
‘ALLAH kuluna yetmez mi?’ (Zümer-36) dedin.
Dedim: Sen ki beni bu kadar çok seviyorsun ve bana karşı bu kadar iyisin ben ne yapabilirim?
Dedin: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْرًا كَثِيرًا (41) وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأَصِيلًا (42) هُوَ الَّذِي يُصَلِّي عَلَيْكُمْ وَمَلَائِكَتُهُ لِيُخْرِجَكُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا
Ey inananlar! ALLAH’ı çokça zikredin. Ve O’nu sabah-akşam tesbih edin. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize rahmetini gönderen Odur. Melekleri de size istiğfar eder. ALLAH, müminlere karşı çok merhametlidir. Ahzap-41/43.
Kendi kendime dedim: ALLAH’ım seni çok seviyorum.
—
Vefa, dost ikliminde yetisir ve bizim yamaclarımızın gülüdür..
—
9-8-7-6-5-4-3-2-1-0
Okuyun bakalım rakamları :
* Eger ‘9′ canli olsaydın bile
* En çok ‘8′ kez kaçabilirdin ölümden
* Bilki ‘7′ düvele sultan olsan dahi
* Yerin ‘6′ mekan olacak sana
* En fazla ‘5′ metre kumaş götürebileceksin
* Kapatacaksin ‘4′ açsanda gözünü
* Bu dünya ‘3′ günlük dünya
* Azrailin yaninda ‘2′ kat olup yalvarsanda nafile
* Elbet ‘1′ gün öleceksin
* Işte o zaman herşey ‘0′ dan başlayacak
Çünkü ÖLÜM bir yok oluş degil
YENiDEN DOGUSTUR…!

Behlül Dânâ Hazretleri, bir mezarlıkta bulduğu üç kurukafayı zembiline koymuş ve para getirip ‘Satıyorum’ diye bağırmaya başlamış. – Satıyorum, alan var mı?’ Meraklılar başına toplanıp fiyatını sormuşlar: -Birincisi parasız, ikincisi ise sudan ucuzdur, demiş. Ama üçüncüsünü hiç sormayın… O, ağırlığınca paradır. Sebebini merak etmişler. Birincisini gösterip: -Bu gördüğünüz ‘Taşkafa’dır demiş, nasihata bile yanaşmazdı. O yüzden beş para etmez. İkincisi de ‘Boşkafa’dır, nasîhat istemesine rağmen onları tutmazdı; üç-beş kuruş verenin elinde kalır. Üçüncüsü ise ‘Hoşkafa’dır ki, buna ‘Kâmil kafa’ da diyebiliriz. Hem ameli, hem de ihlâsı vardı; hedefi ise Allah rızâsıydı. O yüzden kurusu bile Altın değerindedir.
Hani masallar vardır ya!… Kocaman şehirler , garip insanlar … tuhaf olaylar !… Görünüşte saçma şeyler söylerler ama, sakın sen onları masal sanma. Bütün viranelerde define aramaya koyul!…
Seba şehri de pek büyük, azametli bir şehirdi , lakin büyüklüğü bir tepsiden fazla değildi!!!…
Pek ulu , pek geniş , pek uzun , pek kocamandı … bir soğan kadar!!!…On şehir halkı kadar insan toplanmıştı, fakat hepsi de yüzleri yıkanmamış üç kişiden ibaretti!!!… Sayısız adam vardı ama, hepsi yalnız ölmüş hayvan eti yiyen o üç ham adam !!!… Canana ulaşmayan, sevgiliye kavuşmaya çalışmayan can, binlerce bile olsa yarım tenden ibarettir!..
O üç kişiden birisi pek uzakları görürdü, fakat kör gözlü, Süleyman’ı görmezdi de, karıncanın ayağını görürdü.
Diğeri pek keskin kulaklı idi, fakat sağır!… Adeta bir define lâkin, içinde yarım arpa kadar dahi altın yoktu.
Üçüncüsü çırılçıplak, edep yerleri açık bir adam idi. Fakat elbiselerinin etekleri uzun, yerleri süpürmekte!…Kör dedi ki:
-İşte bakın ; şuracıktan atlılar gelmekte. Onların hangi kavimden olduklarını ve kaç kişiden ibaret bulunduklarını görüyorum!Sağır:
-Evet, evet!… Ben de seslerini duyuyorum, açık gizli ne söylüyorlarsa işitiyorum, dedi.Çıplak:
-Benim korkum ise; gelirlerse elbisemin eteğini keserler, dedi.Kör dedi ki.
-İşte bakın yaklaşıyorlar. Haydin onlar gelip çatmadan, bizleri yakalayıp , bağlayıp , dövmeden kaçalım!.Sağır dedi ki:
-Gerçekten öyle dostlar!.. Gürültüler gittikçe yaklaşmakta!… Haydin!…Çıplak:
-Eyvahlar olsun!… Gelirlerse tamah edip elbisemi alırlar. Hiç emniyette değilim , dedi.Şehri bırakıp çıktılar, koşa koşa bir köye ulaştılar. Semiz bir kuş buldular o köyde. O kadar semizdi ki; vücudunda zerre kadar et yoktu!… Zaten ölmüş bir kuştu, kargaların gagalamasından kemikleri bile incelmiş, ipliğe dönmüştü adeta. Aslanın avını yemeleri gibi o kuşu yediler. Tok filler gibi semirip şiştiler üçü de. Öyle semirdi, şişmanladılar ki ; aleme sığmaz oldular da; şişmanlıklarıyla, kocaman kelle kulaklarıyla, yedi adama bedel iri endamlarıyla kapının çatlağından süzülüp geçtiler!…
Ölüm de halka görünmez, göze gelmez, yolu gizlidir!… İşte bak; kervanlar bir biri ardınca ulanmış , o kapının gizli çatlağından geçip gitmekteler !… Fakat o çatlağı ararsan bulamazsın. Pek gizlidir, ama ondan bunca kişileri geçirdiler. Gelin evine güvey götürür gibi götürdüler.Sağır; istektir , dilektir!… Herkesin ölümünü duyar da, kendi ölümünü duymaz!.
Kör de; hırstır!… Halkın ayıbını kıldan kıla görür, söyler de; kendi ayıbını zerre kadar görmez!.
Çıplak ; elbisesinin eteğini kesecekler diye korkar ama,çıplak adamın eteği mi olur ki kessinler!… Dünyaya çıplak geldi, çıplak gidecek ama, hırsızların korkusundan yüreği kan ağlamakta!… Dünyaya kapılan hem müflistir, hem korkak. Hırsızlardan korkmaması gerekirken, hayatı boyunca bunca feryadı figan etti , ağlayıp sızlandı ya , ölürken kendisi de bu korkusuna şaşar, güler!… O zaman zengin; hiç bir malı olmadığını, zeki; hiç bir hünerinin bulunmadığını anlar. Hayattaki bu korku; eteğine saksı kırıkları doldurup; kendini mal sahibi sanan… onları kaybedeceğinden korkan, üzerine titreyen çocuğun haline benzer. O saksı kırıklarından birini alsan ağlar, geri versen sevinir, güler. İşte bilgi elbisesini giymedikçe, çocuğun ağlamasına da değer verilmez, gülmesine de!… Ahmak iğreti malı kendinin sanır da, üzerine titrer!.. Hay aşağılık adam!.. Uykuda kendisini mal sahibi görür, çuvalını hırsız çalacak diye korkar, kulağı çekilip uyandırılınca kendi korkusuyla alay eder!
Hacca gitmiş olan halk Mina?da toplanmıştı. İmam Sadık (k.s) ve dostlarından bir grup bir müddet için, bir yerde oturmuş önlerindeki bir miktar üzümü yiyorlardı.
Bir dilenci Peyda oldu ve yardım istedi. İmam üzümdem bir parça alarak dilenciye vermek istedi. Dilenci kabul etmedi. ?Bana para verin? dedi. İmam, ?Hayır, param yok? buyurdu. Dilenci üzülerek gitti.
Dilenci birkaç adım gittikten sonra pişman oldu ve ?O halde üzümü veriniz? dedi. İmam ?Hayır? dedi ve üzümü ona vermedi.
Uzun sürmedi, başka bir dilenci hasıl oldu ve yardım istedi. İmam, buna bir salkım üzüm alarak, verdi. Dilenci üzümü aldı, ?Bana rızık veren alemlerin rabbine Hamd olsun? dedi. İmam, ona durmasını emretti, sonra her iki avucunu da üzümle doldurarak ona verdi. Dilenci ikinci defa Allah?a şükretti.
İmam tekrar ona ?dur, gitme? dedi. Sonra orada bulunanlardan birine döndü ve: ?Yanında ne kadar para var?? dedi. Aradı, yirmi dirhem kadar para vardı. İmamın emriyle dilenciye verdi. Dilenci üçüncü defa Allah?a şükür dilini açtı. ?Şükür yalnız Allah?adır, ey Allahım nimetlendiren sensin ve şerikin yoktur? dedi. İmam bu cümleyi işittikten sonra gömleğini çıkarıp dilenciye verdi. Burada dilenci sözünü değiştirdi ve İmam?a teşekkür edici bir cümle söyledi. İmam artık ona bir şey vermedi, o da gitti.
Orada oturmuş olan dostlar ve ashab bunu şöyle anladılar: Eğer dilenci bu şekilde Allah?a olan şükre devam etseydi, imam ona yine yardım ederdi. Fakat ifadesini değiştirdi ve İmam?ı ululayıp teşekkür ettiği için, artık yardım devam etmedi.
Resül-i Ekrem (s.a.a) her zamanki gibi meclisinde oturmuş ve dostları da etrafında halka şeklinde, onu bir yüzük taşı gibi ortaya almışlardı. Bu arada eski elbiseli fakir bir müslüman kapıdan içeriye girdi. İslami adetlere göre herkes her hangi mevkide olursa olsun bir oturuma girince nerede boş yer bulursa hemen oraya oturmalıdır. ?Benim canım şurasını istiyor? görüşüyle özel bir yere oturmak gerekmez. O adam etrafına bakındı ve boş bir yer buldu; gitti oraya oturdu. Tesadüfen ileri gelen zenginlerden birisinin yanına oturmuştu. Zengin adam elbisesini toplayarak ondan biraz uzaklaştı. Bu hareketleri izleyen Resul-i Ekrem (s.a.a) ona dönerek:
- “Fakirliğinden sana bir şey geçer diye mi korktun?”
- “Hayır ya Resülallah.”
- “Servetinden ona bir pay düşer (sirayet eder) diye mi korktun?”
- “Hayır ya Resülallah.”
- “Elbiselerin kirlenir diye mi korktun?”
- “Hayır ya Resülallah.”
- “O halde niçin yanından uzaklaşıp bir kenara çekildin?”
- “Yanlış bir iş yaptığımı ve hata ettiğimi itiraf ediyorum. Şimdi bu hatamın telafisi ve bu günahımın keffaresi olarak servetimin yarısını bu müslüman kardeşime vermeye hazırım dedi. Çünkü ona karşı yanlış bir hareket yaptım. Beni bağışlayın ya Resülallah.
- Eski giyimli adam : “Fakat ben bunu kabul etmeye hazır değilim.”
- Cemaat : Niçin?
- “Çünkü bir gün beni de bir gururun sarmasından ve bir müslüman kardeşime, bu gün bu şahsın bana yaptığı gibi, aynı hareketi yapmaktan korkuyorum? dedi.
Mesruk anlatıyor: “Hz. Ömer’le karşılaştım. Bana: “Sen kimsin” diye sordu. “Mesruk İbnu’l-Ecda” dedim. Dedi ki: “Ben Resûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) ‘ecda’ şeytandır” dediğini işittim.”25
Yahya b. Said’in anlattığına göre Hz. Ömer bir adama: “İsmin nedir” diye sordu. Adam: “Cemre (Kor)” dedi. “Kimin oğlusun” diye tekrar sordu. Adam: “İbnu Şihab (Alevoğlu), deyince; “Kimlerdensiniz” dedi. Adam: “Humkâlardan (Ahmaklardan)”
“Eviniz nerede” diye sordu. “Hirretu’n-Nâr’da (Hararetli ateş)” cevabını alınca; “Hangisinde” dedi. “Zatı Lezâ’da (Şiddetli alev)” cevabını alınca; Hz. Ömer (ra): “Ailene yetiş, yanıyorlar” dedi. Gerçekten durum aynen Hz. Ömer’in dediği gibiydi.”26