Archive for the 'Genel' Category

GERÇEK SEVGİLİYİ NE KADAR ARIYORUZ ?

Süleyman KÖSMENE

İnsan bir tercih yapmak zorundadır: Gerçek Sevgilisini mi arıyor, yoksa fânî ve geçici sevgilisini mi? Arada uçurumlar var. Gerçek Sevgilimiz biz farkında olsak da, olmasak da bizi seviyor ve bizi her gün nimet ve hayat hediyelerine boğuyor. Gerçek Sevgilimizin bir defa bile vefâsızlığı görülmüş değil. Gerçek Sevgilimiz kötü günümüzde bizi terk eden birisi değil. Gerçek Sevgilimiz hayatta da, ölümde de bizimle berâber. Gerçek Sevgilimiz bizim onu sevdiğimizden çok daha fazla bizi seviyor! Gerçek Sevgilimiz, biz O’nu unutalım, unutmayalım; bizi unutmuyor. Gerçek Sevgilimiz, bir günde defalarca kalbimizi yokluyor, defalarca iç dünyamıza nazar ediyor, bizi bizden çok daha iyi biliyor ve çok daha iyi seviyor, kalbimize bizden daha yakındır ve biz, insanlık olarak hepimiz, istesek de istemesek de, hızla O’na doğru gidiyoruz! 1 O bize şah damarımızdan daha yakındır. 2 Yunus bu kavuşmayı Cennet’ten çok istiyor. Mevlânâ bu kavuşmaya şeb-i ârûs diyor.

Gerçek Sevgilimiz hiçbir zaman bize uzak olmadı, hiçbir zaman uzak olmayacak! Hiçbir zaman bizi aldatmadı, hiçbir zaman aldatmayacak! Hiçbir zaman bizi yalnız bırakmadı, bırakmayacak! Hiçbir zaman bizi terk etmedi, terk etmeyecek! Hiçbir zaman bize vefâsızlık yapmadı, yapmayacak! Hiçbir zaman bizi nazarından düşürmedi, düşürmeyecek! Hiçbir zaman bizim kalbimizi reddetmedi, reddetmeyecek! Hiçbir zaman bizim gönlümüzü incitmedi, incitmeyecek! Hiçbir zaman bizim sevgimizi yetersiz bulmadı, yetersiz bulmayacak! Hiçbir zaman bizim kusurumuzu çok görmedi, çok görmeyecek! Hiçbir zaman bizim–eksiğimizle, kusurumuzla—O’nu isteyişimizi ve O’na yönelişimizi geri çevirmedi, geri çevirmeyecek! Hiçbir zaman bizi kapısından kovmadı, kovmayacak! Hiçbir zaman ellerimizi boş göndermedi, boş göndermeyecek!

Ve her defasında vefâsızlık, sevgisizlik, kabalık, küstahlık, nezâketsizlik, hatâ üstüne hatâ, kusur üstüne kusur bizde; sonsuz vefâ, sonsuz sevgi, sonsuz yumuşaklık, sonsuz iyilik, sonsuz nezâket, sonsuz hatâsızlık ve sonsuz kusursuzluk O’nda oldu. Defalarca O bizi affediyor, bizi bağışlıyor, hatâlarımızı yok sayıyor, kusurlarımızı görmüyor, eksikliklerimizi hoş görüyor, biz O’na bir adım yaklaştığımızda O bize koşarak geliyor,—Peygamber Efendimiz’in (asm) müjdesiyle—biz O’nun için bir damla göz yaşı döktüğümüzde O bize artık gam, keder ve hüzün yüzü göstermiyor 3, biz O’ndan az çok korktuğumuzda O bizi bütün korktuklarımızdan emin kılıyor, biz iyi kötü O’nu istediğimizde O bütün endîşelerimizi gideriyor, biz kırık dökük O’na yöneldiğimizde O kalbimizin gelecekle ilgili bütün meraklarını sevgisiyle ümide çeviriyor, biz yarım yamalak O’nu sevdiğimizde O bütün geleceğimizi saadet çiçekleriyle donatıyor. Gerçek Sevgilimiz dünümüze hâkim, bu günümüze hâkim, yarınımıza hâkim.

Gerçek Sevgilimizden ne istersek isteyelim; veremeyeceği hiçbir şey yok! Ne dilersek dileyelim; reddettiği hiçbir istek yok! Ne arzu edersek edelim; boş çevirdiği hiçbir el yok! Lütuf O’nun, ikrâm O’nun, ihsan O’nun, merhamet O’nun, nimetler O’nun, güzellikler O’nun, bize tattırdığı lezzetler O’nun, bize yaşattığı hayat O’nun, bize bağışladığı bütün sevdiklerimiz O’nun, bizim âşık olduğumuz bütün sevgililerimiz O’nun, bizim sevgilimize götürdüğümüz bütün çiçekler O’nun!

Çiçekler O’nun ikrâmı… Mutluluklar O’nun ihsanı… Sevgiler O’nun lütfu… Sevgililer O’nun hediyesi…

Ama ne yazık ki, insan şükürsüz, insan teşekkürsüz, insan kadir kıymet bilmez, insan sağır davranıyor.

Oysa Gerçek Sevgiliyi buluverse insan asla üzülmeyecek, asla keder yüzü görmeyecek, asla efkârlanmayacak ve kâinâtın aşk ve sevgi ritmine ayak uyduracak, gerçek saadeti ve sonsuz mutluluğu yakalayacaktır!

Kimdir o Gerçek Sevgili? Allah’tan başka kim olabilir? Öyle ki, Üstad Bedîüzzaman Hazretlerinin ifâdesiyle, her bir isminde binler ihsan defineleri bulunan, bütün sevdiklerimizi sonsuz ihsanlarıyla mutlu eden, binler iyiliklerin ve güzelliklerin kaynağı olan, bin bir isminde bütün güzellik tabakaları gizli bulunan ve Celâl sahibi bir Güzel ve Kemâl sahibi bir Sevgili olarak Kendi Yüce Zâtını bize tanıtan Allah, sonsuz derece aşk ve muhabbete lâyıktır! Bütün kâinât O’nun aşk ve muhabbetiyle mest olmuş ve kendinden geçmiştir! 4 Öyleyse insan, Allah’ın hakkı olan sevgi duygusunu mahlûkâta dağıtmamalıdır. Çünkü mahlûkât fânîdir. Oysa o mahlûkâtın üzerinde birer sevgi tomurcuğu halinde gülümseyen nakışlar ve işlemeler Allah’ın bin bir isminin izlerini taşımaktadırlar. Yalnızca Rahmân ismine bir bakalım ki, Cennet bir cilvesi, ebedî saadet bir pırıltısı, dünyadaki bütün lezzetler, rızıklar, nimetler, sevgiler ve sevgililer sadece bir damlasıdır! 5 Senin kendini, sevgilini ve bütün sevdiklerini yok olmaktan kurtaran ve hayat üstüne hayat bahşeden, mutluluklar üstüne mutluluklara boğan Allah’ın Rahmân ve Rahîm isimleri elbette sonsuz derece sevilmeye ve aşka lâyıktırlar. 6

Öyleyse Allah’ın dışındaki bütün sevgilileri muhakkak Allah için sevmeli, Allah için olmayan sevgileri derhal terk etmeliyiz.

Gerçek Sevgili bize hiç de uzak değildir!

O’nu ne kadar arıyoruz?

Bu gün bilmem ama; yarın ne kadar arayacağız? Hep O’nu arayacağız! Yalnız O’nu!

1. Enfâl Sûresi: 24
2. Kaf Sûresi: 16
3. Câmiü’s-Sağîr, 4/1336
4. Sözler, s. 571
5. Sözler, s. 582
6. Sözler, s. 584

Tags:

MEVLİT KANDİLİ NEDİR, BU GECE NASIL DUA EDİLİR?

Mevlid, doğum zamanı demektir. Mevlid gecesi, Rebiul-evvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gecedir. Peygamber efendimizin doğum günü, bütün Müslümanların bayramıdır.

Mevlid gecesi Sual: Mevlid ne demektir
CEVAP Mevlid, doğum zamanı demektir. Mevlid gecesi, Rebiul-evvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gecedir. Peygamber efendimizin doğum günü, bütün Müslümanların bayramıdır.
Resulullah dünyaya gelince, amcası Ebu Leheb’in cariyesi Süveybe, (Kardeşin Abdullah’ın oğlu oldu) diyerek kendisine müjde getirince, sevinmişti. (Ona süt vermek şartı ile, seni azat ettim) demişti. Bunun için, Ebu Leheb’in, her mevlid gecesinde, azabı biraz hafiflemektedir. Mevlid gecesi sevinen, o geceye kıymet veren müminlerin pek çok sevap kazanacağı buradan da anlaşılmaktadır.
Hafız Muhammed ibni Cezeri Şafii diyor ki: (Ebu Leheb rüyada görülüp, ne halde olduğu sorulduğunda, çok azap çekiyorum. Ancak, her yıl, Rebiul-evvel ayının 12. geceleri, azabım hafifliyor. Resulullah dünyaya gelince, müjde veren cariyemi sevincimden azat etmiştim. Bunun için, bu gecelerde azabım hafifliyor) dedi.
Ebu Leheb gibi azgın bir kâfirin azabı hafifleyince, O yüce Peygamberin ümmetinden olan bir mümin, Onun doğduğu gece sevinir, malını uygun yerlere dağıtır, ziyafet verir, böylece, Peygamberine olan sevgisini gösterirse, Allahü teâlâ onu Cennetine sokar.) [M. Nasihat]
Resulullah efendimiz, mevlid gecelerinde eshab-ı kirama ziyafet verir, dünyayı teşrifindeki ve çocukluk zamanındaki şeyleri anlatırdı.
Hz. Ebu Bekir de, halife iken, eshab-ı kiramı toplar, Resulullah efendimizin dünyayı teşrifindeki olağanüstü hâlleri konuşurlardı.
Bu gece, Resulullahın doğum zamanında görülen hâlleri, mucizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevaptır. Bugün veya ertesi gün oruç tutmakta mahzur yoktur. Tutulması iyi olur, sevap olur.
İslam âlimleri mevlid gecesine çok önem vermişlerdir. Hz. Mevlana, (Mevlid okunan yerden belalar gider) buyurmuştur. Mevlid gecesi, Kadir gecesinden sonra en kıymetli gecedir.
Hatta, Mevlid gecesinin Kadir gecesinden de kıymetli olduğunu bildiren âlimler de vardır. El-mukni, el-miyar ve Tenvir-ül-kulub kitaplarında Mevlid gecesinin Kadir gecesinden kıymetli olduğu bildiriliyor.
(Ed-dürer-ül-mesun) (Allahü teâlâ bir kimseye söz ve yazı sanatı ihsan ederse, Resulullahı övsün, düşmanlarını kötülesin) hadis-i şerifine uyularak, asırlardır mevlid kitapları yazılmış ve okunmuştur.
Resulullah efendimizi öven çeşitli mevlid kasideleri vardır. Meşhur olan ve Türkiye’de her zaman okunan Mevlid kasidesini Süleyman Çelebi, 15. asırda yazmıştır. Bu kasidenin asr-ı saadetten sonra yazılması, bid’at olmasını gerektirmez. Çünkü Resulullahı övmek ibadettir.
Her zaman Onu övücü kasideler, yazılar yazılabilir. Onları da okumak bid’at değil, sevap olur. Mevlid-i şerif okumak, Resulullahın dünyaya gelişini, miracını ve hayatını anlatmak, Onu hatırlamak, Onu övmek demektir.
Her müminin Resulullahı çok sevmesi gerekir. Bu da zaten imanın gereğidir. Çok sevmek kâmil mümin olmanın da alametidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Beni ana-baba, evlat ve herkesten daha çok sevmeyen, mümin olamaz.) [Buhari] (Bir şeyi çok seven, elbette onu çok anar.) [Deylemi] (Resulullahı seven de onu çok anar.) (Peygamberleri anmak, hatırlamak ibadettir.) [Deylemi] (Bu ibadeti, şiir olarak söylemek daha tesirli olur. Resulullah efendimizin şairleri, camide, Resulullahı öven ve kâfirleri kahreden şiirler okurlardı.) Bunlardan Hassan bin Sabit hazretlerinin şiirlerini çok beğenirdi.
Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem, mescide bu şair için bir minber koydurdu. Hassan bin Sabit hazretleri minbere çıkar, düşmanları kötüler, Resulullahı överdi.
Resulullah efendimiz de buyurdu ki: (Hassanın sözleri, düşmanlara ok yarasından daha tesirlidir.) [M. Nasihat] Bu husustaki hadis-i şeriflerden ikisi de şöyle: (Allahü teâlâ, Resulünü övmek ve müdafaa etmek hususunda Hassanı, Ruh-ül-kuds [Cebrail aleyhisselam] ile takviye etmektedir.) [Buhari] Peygamber efendimiz, şairin söylediği şiiri beğenip (Dişlerin dökülmesin) diye dua etmiştir.
(Hakim) Şiir hakkında hadis-i şeriflerden birkaçı da şöyle: (Şiir, öyle bir sözdür ki, güzeli daha güzel, çirkini daha çirkindir.) [Buhari] (Büyüleyici sözler gibi, hikmetli şiirler de vardır.) [Ebu Davud] (Bazı şiirler elbette apaçık bir hikmettir.) [Buhari]
Vehhabiler, mezhepsizler, Resulullah efendimizi öven ve Ondan şefaat isteyen müslümanlara müşrik, yani puta tapan kâfir damgasını basıyorlar.
Ülkemizde bunu açıkça söyleyemedikleri için, mevlide bid’at diyorlar. Resulullahı övmek bid’at olmaz. Bu övgüden ancak Allah’ı sevmeyen rahatsız olur. Çünkü Allahü teâlâ Onu övmektedir.
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107] (Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.) [Sebe, 28] (Senin için bitmeyen, sonsuz mükafat vardır. Elbette sen en büyük ahlak üzeresin) [Kalem 3-4] (Rabbin sana [çok nimet] verecek, sen de razı olacaksın!) [Duha 5] (Allah ve melekleri, Resule salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin.) [Ahzab 56]
Mevlidi, erkek kadın karışık olmadan, çalgı ve başka haram karıştırmadan, Allah rızası için okumak, salevat-ı şerife getirmek, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehabdır. (Ni’met-ül kübrâ, Hadika, M.Nasihat)
Doğum gününe önem vermeyi hıristiyanlar, müslümanlardan öğrenip almışlardır.
Mevlid okumanın kıymetli bir ibadet olduğunu bildirmek için İslam âlimleri çeşitli dillerde kitaplar yazmışlardır.
Bunlardan on tanesi, Keşf-üz-zünunda bildirilmektedir. İbni Hacer-i Hiytemi hazretlerinin En-Nimet-ül-kübra isimli mevlid kitabı ile imam-ı Süyuti hazretlerinin Erreddü ala men enkere kıraetel mevlid-in-Nebi kitabı meşhurdur.
Resulullah efendimizi çok övmek, mahlukların en üstünde olduğunu söylemek, Allahü teâlânın, sevgili Peygamberine verdiği üstünlükleri saymak ve Ondan şefaat istemek, büyük ibadettir. Buna karşı koymak, koyu bir cahillik, pek çirkin bir inattır.
Resulullahı övmek, anmak lazım geldiğine delil olarak, Ahzab suresinin (Allah ve melekleri, Resule salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin) mealindeki 56.âyet-i kerimesi yetmez mi? İslam âlimleri buyuruyor ki: Mevlid gecelerinde toplanarak, mevlid kasidesi okumak, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehaptır.
Salihlere elbise ve benzeri hediye vermek, bu geceye hürmet etmek olur. Bunları Allah rızası için yapmak çok sevap olur. (İbni Battal maliki) Mevlid cemiyetinde, salihleri toplayıp, salevat okumak, fakirleri doyurmak, her zaman sevaptır. Fakat, bunlara çalgı gibi haram karıştırmak büyük günah olur. (Allame Zahirüddin bin Cafer) Mevlid cemiyetinde, sadaka, hediye vermek, neşe ve sevinç göstermek, haram karıştırmadan mevlid kasidesi okutmak çok sevap olur. (Allame Nasirüddin)
Haram şeyler karıştırmadan mevlid cemiyeti yapmak müstehaptır. (S.ibni Mace şerhi)
Pazarlık etmeden, sırf Allah rızası için hatim veya mevlid okuyan hafızın, okutanın verdiği hediyeyi alması caiz olur. Kur’an okuyup hediye almayı meslek haline getirmemelidir! Zira âdet haline gelen hediye, şart edilen ücret gibidir. (Dürr-ül muhtar)
Ücretle okunan Kur’andan ölüye sevap hasıl olmaz. (Hidaye)
Sual: Mevliddeki (Habibim sana aşık olmuşam) ifadesi caiz mi?
CEVAP Evet. Şimdi nefsin şehvani arzularına aşk deniyor. Dinde ise, fazla sevgiye denir.
Sual: Kadın kadına mevlid okur mu?
CEVAP Evet. Erkekler duyarsa caiz değildir.
Sual: Mevlidde (Doğdu ol saatte…) denirken ayağa kalkılır mı?
CEVAP Mahzuru olmaz.
Sual: Yılbaşı gecesi, toplanıp mevlid okumak uygun mu?
CEVAP Uygun değil. Bu gecede de, her gece ne yapılıyorsa aynı şeyler yapmalı, farklı bir şey yapmamalı.
Sual: Mevlid münasebetiyle Peygamber aşırı övüldü. “O da bir beşer [insan] idi, Kur’anı getirmekle görevi bitti. Aşırı övmek şirk değil mi?
CEVAP O, ilah değildi, elbette beşer idi, ama “Seyyid-ül-beşer” idi, bütün insanların efendisi idi. Hiç kimse Onu Allahü teâlânın övdüğü kadar övemez. Bu övgüden de ancak başka dinde olan rahatsız olur. Hatırlatma: Bazı Hıristiyan fırkaları, doğum günü kutlamazlar. Doğum günü kutlamasına yaratıklara tapınmak derler. Selefiyeciler de doğum günü olan mevlidi bid’at sayar, Peygambere tapmak derler. Bunların, Hıristiyanlarla bu benzer inanışlarında bir sebep olması gerekir.
Efendimiz doğduğu gün
Putlar devrildi yüz üstü
Efendimiz doğduğu gün
Yıkıldı tağutun büstü
Efendimiz doğduğu gün
Hemen secdeye eğildi
Ben peygamberim dedi
Sünnet edilmiş görüldü
Efendimiz doğduğu gün
Kâinat nur ile doldu
Şeytanlar sararıp soldu
Çok garip olaylar oldu
Efendimiz doğduğu gün
Kurumuştu Save gölü
Bin yıl yanan ateş söndü
Kâfirler şaşkına döndü
Efendimiz doğduğu gün
Büyücüler âciz kaldı
Sihrini yapamaz oldu
Kisra’nın köşkü yıkıldı
Efendimiz doğduğu gün
www.islamisohbetciler.com

Tags:

İMAN AMEL İLİŞKİSİ

SIĞINIYORUM ALLÂH’A TAŞLANMIŞ ŞEYTANDAN

ADIYLA ALLÂH’IN, MERHAMETİYLE KUŞATANIN, GEREĞİNCE MERHAMET EDENİN

İslama tarih boyu en alçakça saldırılar münafıklardan oldu. Müslüman görünen allahın dinini bozmak saptırmak gayesiyle çalışan şeytanın kulları, kuranı değiştirmek imkanı bulamadıkları için, kuran hakkında şüpheler üretmeye çalıştılar. Hadis uydurdular. Kuranı unutturmaya çalıştılar. Kurana aslında var olmayan anlamlar yüklemeye çalıştılar. Kuran ayetlerine ve hadislere aykırı sahte din anlayışları, mezhepler ürettiler. Bu bozma, fesat çabaları gerçek (hak) ve yanlış (batıl) mücadelesi, insan ve şeytanın mücadelesi olarak ilk insan olan (selam ona) babamız ademden beri devam ediyor.
allâh’ın kullarını allâh’a kulluktan men etmek için, kendilerine kul etmek için çalışan islama aykırı yönetimler, islamın kendi üretimleri olan şeytani düzenlerini bozmaması için kendi emirlerine saltanatlarına uygun bir islam anlayışı, fıkhı oluşturmak için tarih boyunca çalıştılar.
(salat ve selam ona) yüce allâh’ın elçisi muhammed islama uygun halifeliğin 30 yıl süreceğini ardından egemen zorbalık (saltanat) döneminin başlayacağını bildirdi. Bu haber onun peygamberliğinin delili bir mucize açıklamadır. Onun ölümünden sonra islam devletini kuran ve sünnete uygun olarak yöneten halifeler ,ebu bekir, ömer, osman, ali, 30 yıl kadar islam devletini yönettiler. Ardından başlayan egemen zorbalık dönemi, egemen şeytanların dini değiştirme , islama aykırı sahte islam üretme çabası ilk egemen zorba muaviye ile başladı . Müslümanlara zorla egemen olan dinsiz (laik) devletin , kendi düzenini değiştirmesinden yıkmasından korkmayacağı , kendi eliyle üretip zorla kabul ettirdiği adı islam olan yeni dinin oluşturulması için yapılan gayretlere karşı çıkanlar zülümlerle susturuldular.
bu yeni üretim sahte islamın uydurmaları içinde, islamın kendi şeytani düzenlerini bozmasını engellemek gayesiyle birlikte kuran ve sahih sünnetin yerine münafık alimlerin sözlerinin dinlenmesi uyulmasıda var. Bunlara göre kuran anlaşılmaz bir kitap o sebeple şeytanın kapı kulu sahte alimlerin sözüne uyulmalıdır. Fakat nasıl oluyorsa her şeyi en iyi bilen allahın kitabını anlayamayacağını iddia edenler allahdan becerikli buldukları alim şeytanların kitaplarını anlamakta hiç zorlanmıyorlar. Çıkarılan fetvalar kuran ve sünnetin yerine koyulmuş islam derisi soyulup doldurulmuş bir mumya haline getirilmiştir. İslamın tümünü inkar etmek için kapı açan yeni dinin fetvası olan , yeni dinin şeytanlarının ayeti olan bir fetvaya göre fetva veren fetvasının delilini söylemek zorunda değildir. Yani her fetva veren kuran ve sünnete aykırı olsada her istediğini söyler doğruluğunu yanlışlığını kimse tartışamaz , fetva verenin sözü allahın sözü gibi , bunda bir hikmet vardır mantığı ile kabul edilir demektir . Bu durum hiç şüphesiz kuranı ve sünneti tamamen inkar etmektir. İçi doldurulmuş mumyaya döndürülmüş islamı aradan geçen bin küsür yılda iyice boşaltmalarına rağmen allahın düşmanları bununlada yetinmediler. Artık islama ait ne varsa müslümanların görünüşünde onu da yolmaya , mumyanın derisinide soymaya başladılar. Bu mumyanın son kalan nesnesini derisini soyma çabaları ise şeytanın ayetleri olan ; islam şekil değil kalp işidir, benim kalbim temiz, allah insanın yüzüne değil kalbine bakar ve benzeri sözlerle ilan ediliyor , egemen zorba dinsiz (laik) yönetimler ve taraftarlarınca güçle uygulamaya koyuluyor. Müslümanlar artık müslüman olarak uymaları gereken yüce allâh’ın elçisinin emrine ve tavsiyesine uygun giyinemiyorlar. Kadınlar sünnete uygun örtünemiyorlar. Müslümanlar sakal bırakmaktan korkar haldeler. İslama uygun giyinen kuşanan insanlar, toplumsal imkanlardan mahrum kalmak, işsiz kalmak, aç kalmak, eşsiz kalmak ve bu ve benzeri sebeplerle , zina , hırsızlık, hapis, ölüm ve sair kötülüklerle karşı karşıyadırlar. Artık anlaman gerek uyanman gerek islamı yok etmek için çalışan şeytan ve onun kullarına aldanmaktan onlara şirin görünmek gayretinden , onlara yakarmaktan vaz geçip yüce allâh’a yakarmaya dönmek zamanı geçmeden . Şeytanın düzeni hilesi ile islam olarak müslümanlara sunulan sahte islamın sahte islam anlayışının (fıkhının) ürünü olan kuran ve sahih hadisleri inkar anlamındaki yanlış inançlara örnek. İman ve amelin birbirinden ayrı ilişkisiz olduğu iddiasıdır. İman ve amelin birbiriyle ilişkili olması yada ilişkisiz olması çokmu önemli . Allahın düşmanı, insan neslinin düşmanı şeytan bu ayrılığın varlığına inanılması ile ne kazanabilir. Neden tarih boyunca en yetkin şeytanlar bu iddiayı isbata çabalamışlar. Bu konu ile meşgul olmak yerine başka bir şeytanlıkla meşgul olabilirlerdi. Boşunamı uğraşmış bunca şeytan. Bu inancın yayılması ile kuran ve mütevatir hadise aykırı her hangi bir inancın yayılması yüce allahın bildirmesinde bizim için istediği faydayı kaybetmek ve zarara düşmektir. Bu zararların başı kuranı inkarı, kuranla çelişen inançları edinme alışkınlığını elde ediş. Kuranla çelişmek ise kafirliktir. Burada bilinmesi gereken temel ölçü .bayan ve erkek her müslümana bilgi edinmenin farz olduğu ölçüsüdür. Bununla birlikte her insan hata yapabilir ve kuranla çelişen inançları olabilir. Fakat hatanın hata olabilmesinin şartı hata yapmamak için gereken tedbirleri almaya gayret etmektir. Müslümanlar kendilerine görev (farz) olan bilgi edinmeye (ilime) gayret ettikleri taktirde hataları hata olarak kabul edilmeye layık olacaktır .çünkü temel ölçülerimizden biridir, “görev yüklemez allâh hiç kimseye , istisnası kapasitesi (kadarı)…” (2 bakara, 286) . Ancak farz (görev) olduğu halde ilim (bilgi) edinmeye gayreti olmayanın mazereti olmaz. Öyleyse mazur olabilmek için öğrenmeye gayretli olmalısın.
bu anlatılanlar temel zararlara dahil olan şeyler idi. İman ve amelin birbirinden ayrı olduğunun yaygın bir inanç olmasının şeytan ve onun dostlarına özellikle ne yararı var. İnsanların bu şeytan ayetine inanarak kaybetmeleri istenen asıl fayda ne. Allahın ve insanın düşmanı şeytan ve dostları bu inançla insanlara nasıl bir zarar vermeyi istemişler. Asıl konu bu . Eğer müslümanlar iman ve amelin birbiri ile ilgili ayrılmaz bağlantılı bir kıymet olduğunu bilirseler , islamı yaşamak konusunda daha gayretli olurlar , bu durum şeytanların hiç hoşuna gitmez. İnsanın kazancı onları rahatsız eder. Eğer müslümanlar iman ve amelin birbiri ile ilişkili olduğunu bilirseler onları islamdan uzaklaştırmak daha zor olur, yada imkansız olur. İşte iman ve amelin birbirinden ayrı olduğunu iddia eden şeytanın kullarının gayesi budur. Müslümanların islamdan uzaklaşmasını engelleyen, islama bağlılıklarını artıran inançları yok etmek istiyorlar.

Tags: ,

Kur’an-ı Kerimde buyuruluyor ki:

Allah göklerin ve yerin nurudur.” (Nur: 35)

 

Allah-u Teâlâ Ehadiyet mertebesinde bir gizli hazine iken; rahmetinin cemâlini, kudretinin kemâlini, azamet ve celâlini, sanatının inceliğini ve hikmetinin sırlarını duyurmayı irade buyurdu. Bunun üzerine ruhlar âlemini ve cisimler âlemini yarattı.

Bir Hadis-i kudsî’de şöyle buyurmaktadır:

“Ben gizli bir hazine idim, bilinmeyi arzuladım, bunun için de mahlukatı yarattım.” (K. Hafâ)

Bunu bir bilgi, bir haber değil, aynı zamanda bir emir olarak kabul etmek gerekiyor. Çünkü Allah-u Teâlâ’yı tanımak insanın en başta gelen vazifesidir.

Allah-u Teâlâ’nın varlığı kadimdir, evveli yoktur. Zamandan da ezelden de önce vardı. Zât-ı akdes’inin varlığından evvel hiç bir şey yoktu. bütün varlıklar O’nun buyurduğu bir kelime ile meydana çıkmışlardır.

Hadis-i şerif’te buyurulduğu üzere:

“Allah var idi ve Allah’tan başka bir şey mevcut değildi.” (Buharî. Tecrid-i sarih: 1317)

Sonra varlığını ve kemalini duyurmayı, hikmetiyle kâinatı ve insanları yaratmayı irade buyurdu ve dilediği şekil ve nizam üzere yarattı.

Allah-u Teâlâ Âdem Aleyhisselâm’ın belinden zürriyetini çıkarıp onları akıl sahibi yaptı ve onlara hitapta bulundu. İman ile emir buyurup, imansızlıktan nehyetti.

Onlar o anda zerreler gibiydiler.

Hakikat.com’dan alınmıştır.

 

Var olan Allah(cc)’tır. Başlangıcı ve sonu olmayan, herşeyi gören, işiten, bilen ve akılların almadığı bir varlıktır. Şekli şemali bilinmez tahmin edilemez. Hiçbirşeye ihtiyacı yoktur. Bütün mahlukatı yaratan ve yönetendir. Herşeyin gerçek sahibidir. Doğmamıştır, doğurmamıştır, anne baba çocuk gibi herşeyden münezzehtir, uzaktır. Sığınılacak kudrete ve merhamet eden bir rahmete sahiptir. Hiçbirşey onun denginde değildir ve olamazda. O, İlah’tır. Ondan başka ilah yoktur (LAİLAHE İLLALLAH)

İHLAS SURESİ
Esirgeyen ve Bağışlayan Allah’ın adıyla.

1) De ki: O Allah, birdir.
2) Allah, Samed’dir (herşey O’na muhtaçtır, daimdir, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır).
3) O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır.
4) Ve hiçbir şey O’nun dengi değildir.

FELAK SURESİ
Esirgeyen ve Bağışlayan Allah’ın adıyla.

1) De ki: Sabahın Rabbine sığınırım.
2) Yarattığı şeylerin şerrinden,
3) Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden,
4) Düğümlere üfüren-kadınların şerrinden,
5) Ve hased ettiği zaman, hasetçinin şerrinden.

NAS SURESİ
Esirgeyen ve Bağışlayan Allah’ın adıyla.

1) De ki: Sığınırım ben insanların Rabbine,
2) insanlarin Melikine (mutlak sahip ve hakimine),
3) İnsanlarin İlâhına.
4) O sinsi vesvesenin şerrinden,
5) O ki insanların göğüslerine (kötü düşünceler) fısıldar.
6) Gerek cinlerden, gerek insanlardan (olan bütün vesvesecilerin şerrinden Allah’a sığınırım!)

 

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

bismillah12Malik bin Yesar’dan rivayet edildiğine göre Resulullah(sav) şöyle buyurdu:

“Her kim sabahladığında üç kere: “Eûzu billahis semiyyil aliymi mineşşeytanirracim (Kovulmuş şeytanın şerrinden hakkıyla işiten ve her şeyi bilen Allah’a sığınırım).” Dedikten sonra Haşr suresinin sonundan üç ayet okursa, Allahü Teâlâ o kişiye akşama kadar duâ etmek üzere yetmiş bin melek görevlendirir. O gün ölürse, şehit olarak ölür. Akşamladığında bunları okuyana da aynı derece vardır.

Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/26.

     Haşr suresinin son üç ayeti:

Huvallahulleziy la ilahe illa huve ‘alimulğaybi veşşehadeti  huverrahmanurrahıymu.
 

Huvallahulleziy la ilahe illa huve elmelikulkuddususselamul mu’minul muheyminul ‘aziyzul cebbarul mutekebbiru subhanallahi ‘amma yuşrikune.
 

Huvallahul halikul – bariy-ulmusavviru lehul’esma ulhusna yusebbihu lehu ma fiyssemavati vel’ardı. Ve huvel’aziyzulhakiymu.

     Meali:
 

O, kendisinden başka hiçbir ilah olmayan Allah’tır. Gaybı da, görünen âlemi de bilendir. O, Rahmân’dır, Rahîm’dir.
 

O, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan Allah’tır. O, mülkün gerçek sahibi, kutsal (her türlü eksiklikten uzak), barış ve esenliğin kaynağıi, güvenlik veren, gözetip koruyan, mutlak güç sahibi, düzeltip ıslah eden ve dilediğini yaptıran ve büyüklükte eşsiz olan Allah’tır. Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır.
 

O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah’tır. Güzel isimler O’nundur. Göklerdeki ve yerdeki her şey O’nu tesbih eder. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

allahuekber04

 

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

besmele1~ Peygamber aleyhisselâm ile beraber yemek etrafında hazır olduğumuz vakit.. Allah’ın Resulü başlamadan önce ellerimizi yemeğe uzatmazdık. Bir defa Resulüllah aleyhisselâm ile beraber yemek etrafında toplanmıştık.

 

Bir cariye, biri tarafından itilircesine gelip elini yemeğe uzatınca, Peygamber aleyhisselâm cariyenin elini tutup onu durdurdu. Ondan sonra bir Arâbî de aynı şekilde itilircesine geldi. Allah’ın Resulü bununda elinden tutup yemeğe başlamasına mani oldu ve şöyle buyurdu:

— Muhakkak ki şeytan, Allah’ın ismi anılmamak, yani besmele çekilmemek suretiyle yemeği kendisine helâl kılmaya gayret eder. Bu sebeple bu cariyeyi getirdi ve besmele çektirmeden yemeğe başlatarak, bunun vasıtasıyla yemeği kendisine helâl kılmak istedi. Bunun için cariyenin elinden tutup yemeğe başlamasını önledim. Sonra, aynı sebeple şu ârâbiyi getirdi. Onun da elinden tutup yemeğe başlamasına mani oldum. Hayatımı kudreti ile tutan Allah’a yemin ederim ki, cariyenin eli ile birlikte şeytanın da eli elimde idi.

(Müslim, Ebû Davud, Neseî)
Hazreti Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor:

Resülullah aleyhisselâm sahabîlerinden altı kişi ile beraber yemek yiyordu. Bu arada bu ârâbî geldi ve iki lokma yedi. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm:

— Eğer şu ârâbî besmele ile yemiş olsaydı yemek hepinize yeterdi, buyurdular.

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

~ İnsanlar, anne karnında herşeyi öğrenmezler. İnsanlar doğduğu çevre, yaşadığı standartlar gibi birçok etkenlerin sonucunda birşeyler öğrenirler. Yani tüm insanlar doğruklarında aynı bilgiye sahiptirler. O yüzden sormak ayıp değildir, sormamak ayıptır. Soru sormak, cehaletin ilacıdır. Soru sormak birşeyi öğrenmek demektir. Öğrenmek ise Allah katında yeri olan bir etkendir. Ebû Davud’un bu konu hakkındaki sözleri:Câbir radıyallahü anh anlatıyor:

Arkadaşlarımla beraber sefere çıkmıştık, içimizden birinin başına taş isabet etti ve başını yaralayıp kemiğini kırdı. Sonra aynı adam uykuda ihtilâm olduğu için, arkadaşlarına:

- Teyemmüm edebilir miyim, bu hususta benim için ruhsat buluyor musunuz? diye sordu.

Arkadaşları da:

- Hayır, su mevcut oldukça teyemmüme ruhsat yoktur, diye cevap verdiler. Bunun üzerine o şahıs gusül abdesti aldı ve açık vaziyetteki yaradan içeriye giren suyun tesiri ile vefat etti.

Peygamber aleyhisselâmın huzuruna geldiğimiz zaman, kendisine hadiseyi naklettiler.

Bunun üzerine Resûlüllah aleyhisselâm:

- Adamı öldürmüşler, Allah onları öldürsün, buyurdu.

Ve «Bilmiyorlarsa sorsaydılarya; cehaletin ilâcı sormaktır, o adama teyemmüm etmek kâfi gelirdi. Yarasına da bir bez parçası koyar, üzerine mesheder ve vücudunun diğer yerlerini de yıkardı» diye ilâve etti.

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , ,

B-3791~1Kıyamet günü geldiğinde, o sesi duyduğunuzda yapacağınız hiçbir şey yok. Artık töbe etmenin ve Allah’tan af dilemenin yararı yoktur. Şüphesiz ki kıyamet gününde en yoldan çıkmış insanlar bile Allah’a inanacak ve ondan yaptıkları için af dileyecektir. Ancak kıyamet gününe kadar işlediğiniz günahların töbesi o gün kabul olmayacaktır.Ebû Hüreyre radıyallahü anh’den anlatılır:

Resûlüllah aleyhisselâm şöyle buyurdu:

Kıyamet gününde üç kişi ilk olarak sorguya çekilir:

Birincisi, cihad esnasında ölen kimsedir ki, Allah’ın huzuruna getirilir ve Allah, kendisine verilmiş olan nimetleri önüne serer. O da, bunlara nail olduğunu itiraf eder.

Bunun üzerine Allah kendisine:

Bu mazhar olduğun nimetler içerisinde ne yaptın? diye sorar.

O da:

Senin yolunda şehîd oluncaya kadar savaştım, cevabını verir.

Allahü Teâlâ:

Yalan söylüyorsun; sen «yiğit» desinler diye savaştın ve sana «yiğit» dediler de, der. Sonra meleklerin kendisini almalarını emreder ve yüz üstü sürüklenerek cehenneme atılır.

İkincisi, ilim tahsil edip başkasına da öğreten ve Kur’ân okuyan kimsedir ki, bu da Allah’ın huzuruna getirilir ve Allah kendisine verilmiş olan nimetleri bir bir sayar ve önüne serer. O da bunları tasdik eder.

Ve Allah kendisine:

Bu eriştiğin nimetler içerisinde ne yaptın? diye sorar.

O da:

İlim tahsil ettim, ilmi başkasına öğrettim ve senin rızan için Kur’ân okudum, diye karşılık verir.

Allah kendisine:

Yalan söylüyorsun, sen ilmi, «alim» desinler diye öğrendin. Kur’ân’ı da «güzel Kur’ân okuyan kişi» desinler diye okudun. Ve sana böyle dediler de, der. Sonra meleklere kendisini almalarını emreder ve yüz üstü sürüklendirilerek cehenneme atılır.

Üçüncüsü de, Allah’ın kendisine bolluk verdiği, malların her çeşidini ihsan ettiği kimsedir ki, Allah’ın huzuruna getirilir ve Allah kendisine verilen nimetleri karşısına çıkarır. O da bütün bunların kendisine verildiğini kabul eder ve Allah sorar:

Şu nail olduğun nimetlerle ne yaptın? der.

O da:

Verilmesini istediğin ne kadar yer varsa, hep o yerlerde ve o yolda dağıttım, diye cevap verir,

Allahü Teâlâ:

Yalan söylüyorsun. Sen bütün bunları kendine «ne cömerd adam!» dedirtmek için yaptın. Ve sana böyle dediler de, der. Sonra meleklere onu almalarını emreder. Ve yüz üstü sürüklendirilerek cehenneme atılır.

(Müslim, Tirmizî, Nesei)

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Şeytan insanları her türlü yola başvurarak kendine uydurmaya çalışır. İnsanlar şeytana uymamak için ellerinden geleni yapsalarda nafile olduğu zamanlar olabilir. Örneğin insanın çok müşkük bir anında şeytan onu kandırabilir. Yada birşeye çok ihtiyacı olduğunda aklını çelerek onu kandırır. Peki Hz. İsa ile şeytan arasında ne olmuştur? İşte cevabı;

Bir gün İsa (a.s.), bir elinde kül, bir elinde bal ile giden şeytana sormuş: “Nedir o elindekiler?” Şeytan cevap vermiş: “Bu kül, bu da bal! Külü, kusur ve ayıpların yüzüne serperim, ta ki kötü ve çirkin görünsünler. Balı da, bunların ayıp ve kusurlarını diline dolayanların ağızlarına çalarım, ta ki ayıp ve kusurları sayıp dökerken tat duysunlarki mü’min kardeşlerinin gizli hallerini alenîleştirip, ittifaklarını bozarken zevk alsınlar.

KALPTEN GELEN DUAyy2md6.

Allah’ım Senin adını zikrettiğimde seni yüreğimde hissetmeyi , Seni her şeyden ve herkesten çok sevmeyi, gönülden teslim olup, hakkıyla korkmayı diliyorum Senden.

Allah’ım Senin emirlerine harfiyen uymayı, farz olan ibadetlerin hepsini yerine getirebilmeyi, namazda seninle güçlü bir bağ kurup, azametini kalbimde hissedebilmeyi, istiyorum Senden.

Huzurunda sadece Seni zikredeyim. sadece Seni anayım  sadece Seni düşüneyim. Seni yüceltebilmeyi öğret bana, nasıl seveceğimi bildir bana.

İşte buradayım huzurundayım, acizim ve günahkarım. Gaflet uykusundan uyandır bizleri.

Doğruyu yanlışı görmeyi “ Rabbin için sabret” emrine uymayı, iyiliği emredip, kötülüklerden sakınmayı, bu ayeti yerine getirerek kurtuluşa erenlerden olmayı nasip et bizlere.

Ey yücelerin yücesi Allah’ım seni  tesbih ve tasdik ederim. Bütün noksan sıfatlardan tenzih ederim. Sen bağışlayansın merhamet edensin. Senden bugünün ve gelecek günlerin hayrını istiyorum, bu günün ve yarının şerrinde sana sığınırım.

Nefsimin ayağımı kaydırmasına, şeytanın beni kötüye sevk etmesine izin verme Yarabbim .Habibim dediğim o güzel insanın ahlakıyla ahlaklandır beni. O’nun gibi hayırlı bir kul, mümin ve Allah aşığı olmayı diliyorum senden.

Dini ancak sana halis kılarak iman eden, yürekten tövbe edep, ıslah eden, sana sımsıkı sarılan müminlerden eyle bizleri.

Eyyüb’ün ün sabrını, İbrahim’in tevekkülünü, Süleyman’ın ilmini, İsa’nın aşkını, Meryem’in iffetini, Hatice’nin edebini, Yüce peygamberimizin ahlakını ihsan et bizlere. Sana layık, Seni çok seven kullardan, kamil iman sahibi müminlerden olmayı nasip et yüce Allahım

Allah´im! Kulun, habibin, nurlarinin deryasi, sirlarinin nasiri, saltanatinin dellali olan Muhammed´e salat ve selam eyle!

Allah´im Hastaligi artan.. sifasi güclesen, caresiz kalan ve Senden baska siginak ve ümidi olmayan kullarina merhamet et!

Allah´tan baska ilah yoktur, ancak Ona ibadet ederiz. Kafirler hoslanmasalar da Ondan baskasina ibadet etmeyiz…

Allah´im! Helalinle bizi haramdan sakindir, taatinle masiyetinden uzaklastir, falz u kereminde Senden gayrisini bana unuttur!

Allah´im! Kalbime ümidini yerlestir, Senden baskasina umut baglatma, Senden gayrisindan birsey isteme!

Allah´im Gökten inen, göge cikan, yerde dolasan ve yerden cikan bütün mahlukatin serrinden Sana siginirim!

Ey RAbbim! Anne Ve Babami beni cocukken nasil terbiye ettilerse Sen de onlara öyle merhamet et!

Ey Rabbim! Varlgini hissettir bana ve lütfunun isigiyla hosnutlugunun yolunu göster!

Allah´im Cehennem atesinin fitnesinden ve onun azasindan sadece Sana siginirim!

Rabbim Bize, yeryüzüne sevgiyi, barisi, huzuru ve neseyi yaymak nasip eyle…

“Yâ Vehhâb”"Yâ Vehhâb”"Yâ Vehhâb”"Yâ Vehhâb”"Yâ Vehhâb”"Yâ Vehhâb”"Yâ Vehhâb”

Amin.

mekik aleti - pilates topu
CS 1.6 - dantel örnekleri - haber - film izle - gebze evden eve nakliye - Havacilik Calisanlari - truck mixer - Sivil Havacilik Haberleri - Chat - mmorpg - sözlük - silindir kapağı - Vancouver 2010 - Teknikerler - evden eve nakliyat - Kene - Facebook Oyunlar - klip izle - AutoCAD - güzel sözler - travel - dekorasyon - otomatik şanzıman - görüntülü chat - oyunlar1 - toki evleri - msn indir - msn ifadeleri - sesli chat - indirmeden film izle - palyaço - burçlar - nakış - Kanser - cialis - usak haber - Seslisohbet - ezel - mmorpg - avatar oyunları - izle - fuar çantası - silindir kapak - Online Mp3 Dinle - yüzey işleme - sevişme izle - fragman - Oyunlar1 - oyunlar1